Demokratya_Başlık.png
  • Burak Kiriş

Türk politikası gelişime neden engel?

En son güncellendiği tarih: 27 Ara 2020

Ülkede vergi toplama konusunda bile farklılığa sahip olan coğrafi yerler var. Devletin bu konuda eksik kalışı, halk arasındaki ayrışmayı tetikleyen bir etken haline gelmiştir. Devletin vergi toplayamaması neden o coğrafyadaki insan için bir önyargı nedeni olsun ki?


Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet mottosuyla yönetildiğimiz şu günlerde müsaadenizle, bilgi dağarcığımın da el verdiği kadarıyla “tek millet, tek devlet” söyleminin ekonomik olarak ne derece uygulanabildiğini irdelemek istiyorum. Bildiğiniz gibi daha önce “Olası İstanbul depremi ekonomik krizi tetikleyebilir” isimli bir yazı kaleme almıştım. İstanbul ve Marmara Bölgesi’nin önemini, bu yüzden bir krizin kaçınılmaz olduğunu düşündüğümü belirtmiştim. Aslında bu noktada belki de Marmara Bölgesi’nin neden bu denli bir yığılmaya sahip olduğunu tartışabiliriz.


Türkiye’nin çok uzun zamandır bu mesele üzerine -en azından kâğıt üzerinde- çalıştığını görüyoruz. Gelişmiş devletlerle az gelişmiş devletler arasındaki ayrımlardan biri bölgeler arası sosyoekonomik farklılıktır. Bu sebeple gelişmiş ülkeler bölgeler arası dengeyi sağlamak için belli aralıklarla belli bölgeleri teşvik ve sübvansiyonlara yatırım için çekici hale getirir. Sosyoekonomik fark şüphesiz gelişmiş ülkelerin kendi içerisinde de vardır ancak az gelişmiş ülkelerde bu sorun kroniktir.


Türkiye, ilk iktisadi planı olan İzmir İktisat Kongresi’nde liberal bir ekonomi isteğini paylaşsa da devletteki sermaye azlığı ve ülkenin yaklaşık olarak %70’inin tarımda istihdam ediliyor olması devamında devletçi politikaları zorunlu kılmıştı. Öyle ki bu politika ilerleyen yıllarda anayasaya dahi girmiştir. Devletçi politika denilince akla gelen sosyalist görüşü o zaman da öngören Türkiye, Bolşevik Prof. Orloff başkanlığında bir heyet kurmuş ve bu heyet Türkiye’nin ilk kalkınma planını hazırlamıştır.


Konumuz sosyoekonomik farklılıkken buraya kadar gelmemizin nedeni aslında şu: o dönemde İstanbul, Bursa, İzmir ve İzmit ticaret ve iş imkanları anlamında oldukça iyi seviyedeydi. Kalkınma planı önce hedeflediği sektörleri, sonra bu sektörleri hayata geçireceği şehirleri seçtiğinde aslında şehirden şehre bir göçü engellemeyi hedefliyordu. Bu heyet, sanayi politikalarına önem verirken Türkiye’deki tarım sektörünü de öngörerek tekstil sanayisine ağırlık vermiş ve bu sanayi girişimlerinde hedef şehirler olarak Eskişehir, Kayseri, Malatya, Sivas, Denizli, Konya ve Adana gibi şehirleri seçmiştir. Türkiye’nin bu plana sadık kalması ve Sovyet heyetin de Türkiye’nin durumunu güzel analiz etmesiyle plan uygulanmış ve başarıyla sonuçlanmıştır.


Birinci kalkınma planının belki de en yüzeysel özetini yukarıdaki birkaç paragrafta yaptım. İlk planın ardından hazırlanan hiçbir kalkınma planı ya uygulanamamış ya da başarıya ulaştırabilecek kadar iyi hazırlanmamıştır. II. Dünya Savaşı’yla rafa kaldırılan ikinci kalkınma planı; Adnan Menderes, askeri vesayet ya da Demirel ve Ecevit gibi politikacılar zamanında uygulanamayan planların atası haline gelmiştir. Planlardan hedeflendiği gibi sonuçlar alınmasa da 1960 yılından sonra hazırlanan tüm planlarda amacın sanayileşme ve köyden şehre göçü engellemek ya da kontrol altına almak olduğunu görüyoruz. Göç hareketinin hâlâ engellenemiyor oluşu, bugün Türkiye’yi gelişmiş bir ülke yapmaktan alıkoyan nedenlerden biridir. Kars ile İzmir’in, Hakkâri ile Çorlu’nun, Diyarbakır ile İstanbul’un, Bursa ile Rize’nin ya da Artvin ile Adana’nın sosyoekonomik farklılıkları bugün Türkiye’deki birçok sorun için sebep hanesinde yer alır.


Konuya kalkınma planlarıyla girmemin asıl nedeni, göç sorununun devlet tarafından teşhis edilmiş olmasına rağmen yıllardır yanlış tedavi uygulamasına değinmekti. 50’li yıllarda İstanbul’daki devlet arazilerine yapılan her “gecekonduya” seçim dönemi elektrik hizmeti götürülmüştür. Ülkedeki politik yozlaşma bu konuyu da güncel politikaya kurban etmekten geri kalmadı. İstanbul gibi birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, altı ve üstü bambaşka tarihlere sahip olan bir şehre, bir çivi çakarken bile farklı uzmanlara danışmak gerekirken kaçak yapılara oy için hizmet götürmek en hafif tabiriyle politik yozlaşmadır. Kişi devlet arazisine kendi arazisiymişçesine ev dikiyor, vergi vermiyor ya da izin almıyor ancak devlet topladığı vergilerle oy almak için kişinin evine hizmet de götürüyor. Buradaki mantık aykırılığı devletin bazı kurumlarının özerk olması ya da en azından politik olarak seçilen gruptan uzak kalması gerektiği fikrini getiriyor aklımda.


Ülkede vergi toplama konusunda bile farklılığa sahip olan coğrafi yerler var. Devletin bu konuda eksik kalışı, halk arasındaki ayrışmayı tetikleyen bir etken haline gelmiştir. Devletin vergi toplayamaması neden o coğrafyadaki insan için bir önyargı nedeni olsun ki? Az önce anlatmaya çalıştığım İstanbul’daki vergisiz ve izinsiz yapılar yapıldığında da aynı fikir oluştu mu? Cevabı belli… Hayır. O zaman Türkiye sosyolojisi için şöyle bir mantığa varıyorum: Eğer devletin vergi toplama kudreti batıda işlemiyorsa seçim zamanı affedilir, eğer devletin vergi toplama kudreti doğuda işlemiyorsa “milliyetçi” argümanlar geliştirilir.


Yazının başında bahsettiğim az gelişmiş ülkelerdeki bu fark kroniktir ibaresini umuyorum ki anlatabilmişimdir. Zira bugün Türkiye’de Hakkâri’den bir insanın üniversiteyi kazanmasının haber değeri varsa ve birileri çobanlık yaparak üniversiteye hazırlanmak zorunda kalıyorsa bir şeyler tabana yayılmıyor, yukarıda kalıyor demektir. Türkiye’de eğitim, sağlık, iş gibi konular eşit olarak dağılmadan, dağılması için adımlar atılmadan gelişmiş bir ülke hayali imkânsız gibi geliyor.


*Bu makalede yer alan fikirler yazarın sorumluluğundadır ve Demokratya'nın yayın politikasını temsil etmeyebilir.


Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Atom bombasını kullanma kılavuzu

İnternetsiz büyüyerek internetle doğan ve şekillenen insanlara karşılık ansiklopedilerin çaresizliğiyle yüzleşme ile başlıyor yeni dünyaya..

Cumhuriyet bize dikte edildi

Başlık spekülasyona açık. Farklı bir anlama çekilmeye, yanlış bir algı oluşturmaya, yani kara propagandaya çok müsait. Genellikle kaçınma...

© 2020 by Demokratya

  • Instagram - Beyaz Çember
  • Facebook - Beyaz Çember
  • Heyecan - Beyaz Çember