Ara
  • Burak Kiriş

Boğazın hasta adamı Trablusgarp'ı nasıl koruyamadı?

En son güncellendiği tarih: 4 gün önce

Roma Bankası ve İtalyan devletinin yakınlığını anlamak için küçük bir araştırma yaparsanız eğer Trablusgarp Savaşı boyunca İtalyan ordusu için açılan tüm ihaleleri Banco Di Roma’nın kazandığını göreceksiniz. Yani aslında savaşı çıkaranlarla savaşın nimetlerinden yararlananlar aynı kişiler olmuştur.


“Sick Man of Europe”, tarihte Avrupa’da kötü durumda olan ülkelere söylenen söz. “Avrupa’nın Hasta Adamı” anlamına gelen bu söz, Osmanlı içinde 19. yüzyılda “Sick Man of Bosphorus”, yani “Boğazın Hasta Adamı” olarak kullanılmıştır. Aşağıda gördüğünüz karikatür 1896 yılında İngiltere’de bir dergi tarafından yayınlanmış, bugün Vikipedi’de bile karşınıza çıkabiliyor. Karikatürde Sultan II. Abdülhamid, dünyanın büyük güçleri olan Rusya, Fransa ve İngiltere’nin Osmanlı’yı bir şirkete dönüştürmeye karar vermelerine dair bir broşüre bakıyor. Osmanlı İmparatorluğu karikatürde çok zayıf bir devlet olarak konumlandırılıyor.


II. Abdülhamid karikatürü, 1896

Osmanlı, yıllar ilerlese de merkezi yönetimden vazgeçmeyi düşünmek şu yana dursun, tam aksine çoğunlukla merkezi yönetimi güçlendirecek hamleler yapmayı tercih etti. III. Selim, II. Mahmud gibi padişahlar askerî ve malî reformlarını hep merkezi yönetimi güçlendirme amacıyla yaptı. Oysa Avrupa, sınırlı da olsa parlamenter sisteme geçerek insanlara temsil hakkı verdi ve insanları vergi vermeye gönüllü hale getirdi. Osmanlı ise -merkezi yönetim dolayısıyla- topladığı vergilerin eline geçene kadar Ayan tabakasının elinde eriyip gitmesine engel olamadı.

Özellikle 77-78 Rus Savaşları’nın kaybı Osmanlı’dan pay almak isteyen devletlere “doğru zamanın geldiğini” düşündürmüştü. Tunus’u Fransa’nın alması, Trablusgarp için İtalya’yı harekete geçirdi. İtalyanlar bölgeye ilk önce denizyolu acentesi kurdu ve bu acenteyi İtalyan okulları, postane, dispanser gibi halka hitap eden, halkın ilgisini çeken girişimler izledi. Sosyal yatırımların ardından İtalya Trablusgarp’a “Banco Di Roma”, yani “Roma Bankası” açmak istediğinde Trablusgarp’ın yerel yöneticileri ve İstanbul’daki yöneticiler İtalya’nın bu isteğine şiddetle karşı çıktı. Banka açma isteğinin İtalya’nın işgal planının bir parçası olduğunu ve bu adımlara izin verilmemesi gerektiğini savundular. Nihayetinde yine de Banco Di Roma’nın açılmasına izin verildi.

Bankanın açılışının ardından İtalya hem Banco Di Roma’nın aracılığıyla hem de devlet olarak Trablusgarp’tan emlak ve toprak satın aldı. İtalya’nın en son hamlesi olarak Osmanlı İmparatorluğu’ndan altın ve fosfat arama izni de alması süreci hızlandırdı. Yöneticiler, Osmanlı yönetimine bir kez daha İtalya’nın bu adımları işgal masraflarını karşılamak için attığını yinelese de izin verildi.


Banco Di Roma’nın politikası aslında “anlaşılmamış” değil. Küçük bir araştırmayla banka yöneticileri ve İtalyan devleti arasında çok yakın bağların olduğunu ve bankanın devlet güdümünde hareket ettiği anlaşılır. Ancak Osmanlı bu hamleleri anlamış olmasına karşın yanıt verebilecek gücü kendisinde göremiyor. Hem yerli halkın bir kısmı hem de Osmanlı askerleri Trablusgarp için bir direnişi öngörse de Trablusgarp halkının tam anlamıyla Osmanlı’nın arkasında olduğunu söylemek zor. Zira bölge halkı hem İtalyan devletinin sağladığı hizmetlerden vazgeçmek istemiyor hem de banka tarafından borçlandırılmış bir konumda. Bunlara ek olarak bölgede İtalya’nın çekilmesi durumunda “kaybedilecek şeyleri” olan insanlar da var.


Banco Di Roma, Trablusgarp

Roma Bankası ve İtalyan devletinin yakınlığını anlamak için küçük bir araştırma yaparsanız eğer Trablusgarp Savaşı boyunca İtalyan ordusu için açılan tüm ihaleleri Banco Di Roma’nın kazandığını göreceksiniz. Yani aslında savaşı çıkaranlarla savaşın nimetlerinden yararlananlar aynı kişiler olmuştur.

Osmanlı’nın bu hamlelere tamamen cevapsız kaldığı söylenemez. Meclis-i Mebusan’da II. Abdülhamid’e İtalya’nın politika ve niyetleri aktarıldığında II. Abdülhamid çareyi denge politikasında buldu. Fransa ile iletişim kurarak, Trablusgarp’ı İtalya’nın almasının Fransa’nın aleyhine olacağını vurguladı. Bu açıkça bir ittifak çabasıydı ancak Boğazın Hasta Adamı’nın dostluğuna artık kimse değer vermiyordu. Buradan Fransa ve İtalya arasında Kuzey Afrika için bir toprak paylaşımı olduğu anlamını çıkarmak da mümkün. Osmanlı İmparatorluğu’nun bu paylaşımdan ne kadar haberi olduğu tartışılır. Çünkü denge politikasına devam ederek Trablusgarp Liman inşaatı ihalesini Fransa’ya vermiştir. Osmanlı’nın bu hamlesinin hiçbir etkisi olmamıştır. II. Abdülhamid son bir çare olarak İslamcılık söylemiyle yerli halkı organize etmiş ve bölgenin İslamcı kuvvetlerinden Senusilere erzak ve silah yardımı yapmıştır. II. Abdülhamid’in diplomasisi yetersiz olsa da askerî yöntemlerle bölgeyi kaybetmemeye çalıştığını görüyoruz.

II. Meşrutiyet’in ardından İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Trablusgarp’ta istenmemesi ve cemiyetin bölgeden ayrılmak zorunda kalmasıyla Trablusgarp’ta karşımıza tanıdığımız bir figür çıkıyor: Erkan-ı Harp Kolağası Mustafa Kemal.

Mustafa Kemal’in bölgeye gidişinin asıl nedeni, bölgede istenmeyen ve şehirden ayrılmak zorunda kalan İttihat ve Terakki üyelerinin durumuyla ilgili soruşturma yapmaktır. Bu görev Mustafa Kemal’e bir mektupla bildirilmiştir ve emrivaki olarak nitelendirilebilir. Aslında Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde ve cumhuriyet yıllarında Cemiyetle fikir ayrılıklarının ilk filizlerinin bu noktada başladığını söyleyebiliriz. Nihayetinde Mustafa Kemal Trablusgarp ve Bingazi’de ayaklananları devletin gücü ve otoritesine karşı ikna ederek İstanbul’a dönmüştür.

İtalya’nın Trablusgarp için ilk planı her zaman silahsız bir işgaldi. Bu yüzden bölgedeki tüm faaliyetleri ekonomik temelliydi. Fransa’nın Fas’a girmesi İtalya için bir fırsat oluşturdu. Bölgede yürütülen ekonomik faaliyetlerin kötüye gittiğini ve Osmanlı Devleti’nin bu durum karşısında İtalya’ya hiçbir şekilde yardımcı olmadığını öne sürerek bu şekilde devam etmesi durumunda Trablusgarp’a silahlı bir müdahaleden başka şansları kalmayacağını duyurdular. Devamı tarih, devamı malumunuz!

Osmanlı İmparatorluğu bilimsel atılımları kaçırdığı için değil, feodal yapıya ikame olan derebeyliği yanlış kurduğu için geride kalmaya başlamıştı. Ekonomik geri kalmışlık zamanla bilimi, halkı ve nihayetinde askeriyeyi de etkiledi. Tarihte Osmanlı’nın duraklama dönemlerinden itibaren ekonomik sorunlarıyla karşılaşırız ancak bu sorunlar bize genel anlamıyla yeniçerilerin ve sarayda olan bazı olayların üzerinden anlatılır. Doğru dürüst maaş alamayan askerlerin davranışlarını yargıladığımızı unutmayalım.

Boğazın Hasta Adamı 1920 yılında yeniden doğdu, 1923 yılında kendine geldi… 2020 yılına doğru geldiğimizde sağlıklı mıyız, yoksa hasta mıyız, açıkçası kestirmek zor ancak ekonomi, o dönemlere kıyasla bugün çok daha önemli, bu kesin.

Demokratya_Başlık.png

© 2020 by Demokratya

  • Instagram - Beyaz Çember
  • Facebook - Beyaz Çember
  • Heyecan - Beyaz Çember