• Emre Şanlı

Sedat Peker: Post-modern Deli Dumrul ve YouTube köprüsü

En son güncellendiği tarih: Haz 15

Kıymetli kardeşleriiim! Sevgili dostlarım, Vallahi gayretu-… Bu yazıya role bürünmek için değil, zihniyet kodlarımızın en derinine çakılmış bir toplumsal rolü anlatmak için başlıyorum. Sevdiğim bir mistik, zamanında içinde olağanüstülükler taşıyan bir keramet hikayesi anlatacağı zaman şöyle başlardı: "Evlat size hikaye ya, bana gerçek!" Gerçeğin ve öykünün doğası zannediyorum artık bugün birbirine öyle karışmıştır ki gündelik hayatın içerisinde bir masal kahramanıyla karşılaşmamız hiç de olağandışı değil. Burada aslında, Japon anime karakterlerinin kostümlerini giyip fuarlarda "cosplay" yapmak gibi bir şeyden söz etmiyorum. Bu masal karakterleri, o kadar ölümsüz ve o kadar gerçek ki sanki reenkarne olup durmaksızın karşımıza çıkıyor gibi görünüyor. (Bu yazı herhangi bir keyif verici maddenin etkisi altında yazılmamıştır.)

 

İşin başına gidelim. Bir hikayeyi hatırlayarak başlayalım. Deli Dumrul... Tarihimizin ilk gümrük muhafaza memuru(!) Bu deli fişek, hikaye o ya! Oğuz ilinde bir nehrin üzerine elleriyle köprü yapmış. Bu çılgın projenin ekmek getireceğine karar vermiş olsa gerek ki taburesini köprünün başına atıp, sorunsuz geçenlerden otuz, kaçakçı delikanlı bozuntularından ise temiz bir dayaktan sonra kırk akçe alırmış. Tabii hakkaniyetli adam, özel mülkiyet de olsa geçen geçsin diyor. Yap- İşlet-Benzet modelinin harika bir örneği olan bu köprünün başına bir gün göçerler geliyor ve çadırlarını kuruyorlar. Bizim serdengeçtinin çadırların içinden gelen feryat sesleri merakını cezbediyor. Göçerlerin yanına varıp soruyor:

 

- Bre Cahiller ne ağlarsınız? Köprümün yanında bu kavga nedir?

 

Dumrul sinirli, göçerler daha sakin tabii... Alttan alıyorlar.

 

-Sorma, Azrail bir yiğidimizin canını aldı. Ona ağlarız.

 

Tabii yiğit yiğidin dostudur. Dumrul köpürüyor ve bir kamera ile tripod alarak konu hakkında Azrail’in yolsuzluklarını anlatmaya karar veriyor. Yok yok öyle değil! Bayağı kafayı takıyor Azrail'e.

 

-Bunca yiğidin canını alan bu al kanatlı Azrail de kim olurmuş, Ulu Tanrı bana onu gönder ki yerle bir edeyim, diye söyleyiveriyor.

 

Sonra da dönüyor kırk alpinin yanına. Uzatmayalım, Tanrı bu meydan okumaya bir hayli sinirlenince, Azrail, gizlilik yeteneğini açıp şaraptan sızmış Dumrul'un yatağında bitiveriyor. Bir kavga, bir dövüş ancak Azrail’in Tanrı vergisi yetenekleri kaçınılmaz olarak Dumrul'a üstün geliyor. Bizim Dumrul'da başlıyor bir "nasıl kurtulurum?" telaşı... Önce Tanrı'ya diyor ki:

 

-Ben seni ulu bildim, tövbe ettim.

 

Tanrı bu! bağışlar. Buyruk yere düşmese de bir yolunu bulur. Buyuruyor Azrail’e:

 

-Madem birliğimi kabul ediyor, canına bir can diyeti bulursa, canını ona bağışlarım."

 

İşte burası dananın kuyruğunun koptuğu yer. Bizim Yiğit Dumrul, Deli Dumrul, anasına gidiyor, babasına gidiyor, canlarını istiyor ölmemek için. Ana da olsa ata da olsa can tatlı geliyor. Kimse bu kanlı ticarete yanaşmıyor. Biri hariç, Dumrul'un çocuklarının anası, nazlı yâri canını Dumrul'un canına diyet koyuyor. Bizim Azrail'de zerre duygusallık yok. İnsan biraz "şey" olur diyorsun ama hiç olmuyor adam (ya da kadın, ya da bilmiyorum melek birey). Tam bu sırada Dumrul:

 

"Yârimin canını alma, bağışlamayacaksan, hem onu hem beni al, senin için köprüler, imarethaneler, saraylar, sarnıçlar yaptırırım. İnsanlara hizmet ederim" diye ağlamaya başlayınca Tanrı, anasının ve babasının canını alıp Dumrul'u affediyor.

Sedat Peker (1971 - Günümüz)

Şimdi elbette tarihin tozlu sayfalarında kalmış bu garip hikayeyi neden anlattığım konusuna geleceğim. Fakat bundan hemen önce, otoritenin nasıl oluştuğu hakkında biraz laflamak gerekiyor. Max Weber, 19 yüzyılın sonlarında sosyolojinin önemli tuğlalarını duvardaki yerine koyarken "Otorite" tiplerini açıkladı. Onu üç ayrı zeminin üzerine inşa etti. Bunlardan ilki Geleneksel Otorite. Bu tip bir otorite kaynağını geleneksel inançlardan alır. Meşruiyetini dini olandan veya örfi yasalardan kazanmıştır. Kişiliği bu yasalardan ayrıksı olamaz. Tüm yasalarını, etik ve ahlaki normlarını buraya dayandırma mecburiyeti içinde hareket eder. Sık sık ahlakın bozulduğundan şikayet edebilir. Varlığı bizzat dini olanla, geleneksel olanla bütünleşir ve bütün makamsal doğruluğunu ondan alır. Allah yar ve yardımcısı olsun bu liderin.

 

Bir diğeri ise hukuki otoritedir. Bu modern olan lideri ifade eder. Akıldan ve kurallardan güç alır, yetkileri sınırlıdır ve kararları rasyoneldir. Yani özetle yer yer SSK’yı batırır ve liderlik vasfı olmadığıyla itham edilir. Şimdi gelelim üçüncü lider tipine, Dumrullaştırma olarak ifade etmeyi çok isterdim ama buna zaten Weber bir isim vermiş... Onu kullanmak daha sağlıklı olacak gibi. Karizmatik otorite!

 

Bu arkadaşlar gücünü bir takım olağanüstü özelliklerinden alır. Sık sık dahi olduğundan, kahramanca işler yaptığından bahsedilir. Toplum tarafından, rasyonellik dışı bir eğilimle olağanüstü özelliklerle donatılır. Devrimsel bir şekilde mevcut yapıyı sarsma ve bu yapının bütün temel taşlarını yerinden oynatma yetenekleri konusunda oldukça başarılıdırlar. Sosyal statiği çok hızlı bir şekilde dinamik hale getirirler. Yapıp ettikleriyle adlarından söz ettirip bir şekilde doğruluğun kahraman temsilcisi haline getirilirler. Dumrul hikayesinde görüldüğü gibi önceden yanlış yollara sapıp sonradan büyük dersler alarak ve ödüllerle donatılarak misyonlarının başına geçtikleri gibi güçlü bir algı oluştururlar.

 

Zihniyet denen olgu çok acayip bir şey sevgili dostlar. Size binlerce yıl öncesinden anlatılan bir masalın aslında masal olmadığını veya gerçekle iç içe geçtiğini anlatma sebebim de tam olarak bu. Köprünün başında bekleyen bir serdengeçtinin nasıl yolunda gidilmesi gereken bir lidere dönüştüğü işte toplumun zihniyet kodlarına, masallarına, atasözlerine ve her türlü hikayesine böyle çivi gibi çakılmıştır. Yakın zamanda ifade edildiği şekliyle adeta bir don lastiği gibi durmaksızın uzayıp, büyüyüp gelişen ve dönüştüğü zannedilen Anadolu'nun nasıl bir toplum olarak vazgeçmeksizin aynı yere geldiğinin cevabı da bu zihniyet çivileriyle ilgili gibi görünüyor.

 

2021'de bir Deli Dumrul çıkıyor, Azrail olarak gördüğü otoriteye kılıç kalkanla değil Youtube videolarıyla adeta savaş açıyor, radikal İslamcı anasından ve sosyalist babasından farklılaştığını söylüyor ve bir şekilde kendi kardeşini "davası" uğruna Azrail'e diyet koyabiliyor. Deli Dumrul Azrail ile savaşırken onun bir üst makamında olan Tanrı'nın birliğini de kabul ediyor. Yani la teşbih! En üst makamın dokunulmazlığı konusunda aradan binlerce yıl geçse bile aynı duruşa sahip.

 

Öykünün sonucu nereye varacak göreceğiz. Dumrul ve Azrail savaşının nihayetinde ne olacak, artık köprü kamulaştırılır mı , Dumrul affedilir mi, Azrail mi kaybeder, Dumrul mu kazanır, hep beraber göreceğiz. Bunlar öyküden çıkarılacak dersler açısından önemsiz. Asıl önemli olan Dumrul'un hikayesinin ve onun eşkıyalığının hâlâ koca bir toplum tarafından yürekleri titretiyor olabilmesi problemi. Özetle bir zihniyet değişimi olmadan, gerçek bir dönüşümün de başlamayacağı kesin gibi görünüyor.


*Bu makalede yer alan fikirler yazarın sorumluluğundadır ve Demokratya'nın yayın politikasını temsil etmeyebilir.

0 yorum