Demokratya_Başlık.png
  • Demokratya Misafir

Sarmaşık: Bir gemi bir ülke

Ali Devran Sönmez Demokraya için yazdı

Kimi filmler vardır ki salt vakit tüketmek aktivitesinin dışında bir derdi, kameranın kadrajına sığdırdığı görüntülerle seyircisine iletmek istediği bir mesajı vardır. Film mesajını ne ölçüde doğru ve teknik ayrıntılarla iyi aktarabilmişse o denli de başarılı ve ödüllendirmeye layık bulunur.


Son dönemin başarılı yönetmenlerinden Tolga Karaçelik'in bol ödüllü 2015 yapımı Sarmaşık filmi iletmek istediğinden çok daha fazlasına belki kasıtlı belki de farkında olmadan temas eder. Sarmaşık çoğu filmin yaptığı gibi kamerayla hikâye anlatmakla kalmamış, kamerayla makale yazmış adeta.


Üstünde bol mesai ve emek harcandığı bariz bir şekilde kendini belli eden film gerek görüntüleri, başarılı oyunculukları, karakter ve olayların yoğunlukları gerekse detayların işlenişiyle her sahnesi zihinlerden çıkamayacak görsel bir şölen gibi. Ki bunu aldığı ödüllerle taçlandırmış halde.


Film eleştirmenlerce ve sinemaseverlerce gerek sinemasal anlamda gerekse metaforik öğeleriyle felsefi boyutta çok yazıldı çok çizildi. Lakin tarihsel ve sosyolojik boyutu o denli yoğundu ki yeterince üstünde durulmadığını ifade edebilirim. Naçizane bu filmi kendimce Türkiye’ye uyarlayarak yorumlamaya çalıştım. Zira ben bu filmde sadece bir gemiden fazlasını; mazisi ve olası yaşanılabileceklerle ilgili fikir veren mikro düzeyde bir Türkiye panoraması da gördüm



Filmin başında karakterlerin dördüncü perdeyi yıkıp direkt kameraya, filmi izleyecek seyirciye bakması aslında bizim de o gemide yani bu ülkede yaşadığımızı bizlerin de onlardan biri olduğumuzu ve benzer dertlerimizin olduğunu hissettirir.


Karakterlere baktığımızda genel olarak her karakter kendince üyesi olduğu sosyal sınıfın genel karakteristik özelliklerini iyi yansıtmış. Yaşadıkları evrene ve yaşadığı şartlarla uyumlular.


Geminin en üst kamarasında bulunan Beybaba; devleti, devlet özelinde askeri vesayeti, İsmail; tipik muhafazakâr kesimi, Cenk; söylem ve enerjisi ile Türkiye solunu, Kürt; adından da anlaşılacağı üzere Kürtleri, Özgür; net bir çizgisinin olmamasıyla apolitik kesimi yani kararsız seçmeni, Nadir ise her ne kadar zayıf bir şekilde anımsatsa da milliyetçi tabanı yansıtıyor. Film boyunca karada ve gemide tüm sahnelerde hiç kadın figürünün veya kadın adının geçmeyişi bize ataerkil bir toplum yapısının egemen olduğunu anlatmak ister.


Öncelikle gemide sıkı bir hiyerarşik işleyiş var diyebiliriz. Zaten bunu Beybaba'nın bir yerden sonra sert müdahalesi sırasında sarf ettiği “tayfa tayfalığını bilecek, kaptan kaptanlığını bilecek” sözüyle pekiştiriyoruz. Toplumsal düzen hiyerarşiyle şekillenmiştir. Tıpkı ülkemizde siyasal düzenin partilerin oy oranlarına göre şekillenmesi gibi.


Filmde en yoğun yaşanan çatışma Cenk ile İsmail arasındadır. Konum olarak baktığımızda yan yana kamaralarda yatıp kalkarlar. Yani yakın coğrafyaların benzer şartlarını yaşarlar. Aralarındaki çatışma başlangıç noktası diyalogla çözülemeyecek kadar derin

değildir. Birbirlerini dinleseler, hikâyelerini anlatsalar belki bir şeyler değişebilir. Lakin ilk geri adım atanın ilk kaybedeceğinin farkındadırlar.


Her ikisi yıllardır durulmak bilmeyen ve muhtemelen durulmayacak olan sol ile sağ arasındaki çatışmanın vücut bulmuş halidir. Bir bakıma önyargılar, şartların önüne geçmiştir.

İsmail (muhafazakâr kesim) için Cenk (solcular) haddini bilmez, edepten yoksun, üstlerine saygısızdır. Davet değil tekfir etmek gerektir.


Cenk için ise İsmail’in beyni örümcek bağlamaya başlamış, iradesini Beybaba'ya sorgusuz sualsiz teslim etmiştir. İçindeki öfke İsmail’in her hak arayışlarında karşılarında durmasıyla nefrete dönüşür.


Yemekhanede Cenk’in sarf ettiği “bunlara yetki verince ancak gerçek yüzlerini görürsün” sözleri Türkiye solunun iktidara gelen muhafazakâr hükümetlerin astlarına karşı, yani halka karşı oluşturmak istedikleri hegemonyaya duyulan hıncıdır.


Cenk’in kendisini durdurmak isteyen arkadaşlarına karşı tavrı da bir bakıma solun uç fraksiyonlarında halktan uzaklaşmasına sebep olan “ne kadar anlatsak da halk anlamayacaktır. Öyleyse devrim ağacını büyütmek için gerekirse şiddet eylemlerine başvurulmalıdır” söyleminin yansımasıdır aslında. Gemide başlayan anarşiyle ise bu söylemin uygulama safhasıdır biraz da.


Yine bu tezi ülkemize uyarlarsak minimal düzeyde yakın tarihimizdeki Gezi protestolarına benzetebileceğimiz gibi... Söylemlerin uç noktalara vardığı, ülke gençliğinde biriken öfke patlaması beraberinde getirdiği siyasi tarihimizin 68 kuşağı ve 80 darbesindeki gençlik hareketleriyle örneklemlerimizi artırabiliriz.


Kürt karakteri; iri yarı cüssesiyle farklı bir tip olarak karşımıza çıkarken gemidekilerin görüntüsünden dolayı çok belli etmemeye çalışsalar da farklılığından dolayı onu tehdit olarak görmeleri ülkemizde kimi zaman farklı etnik gruplara karşı milli güvenlik boyutuna varan bürokratik ve sosyal bakış açısının özeti gibi.


Kürt’e konumsal olarak baktığımızda geminin en alt kademesinde, makine bölümünde yaşasa da yaptığı makine tamiratla geminin işlerliğini sağlayan en kilit noktadır aslında. Kürtler de ekonomik olarak ülkenin en yoksul, en geri bırakılmış bölgesinde yer alsalar da yer altı yer üstü kaynaklarla hiç şüphesiz ülkenin ekonomik ve jeopolitik olarak en kritik noktasında oldukları su götürmez bir gerçektir.


Tüm film boyunca Kürt’ün bir defa sesini duyarız. “Ben Kürt”. Sonrasında tüm tahrik ve zorlamalara rağmen ağzını açmaması, uzun süre haber alınamaması ve bulunamamasını Kürtlere karşı yapılan yasaklamalara, inkâr ve asimilasyon politikalarına telmih gibi okuyabiliriz. Kürt’ün zamanla gemide dolaşan gizemli bir hayalete dönüşmesini ise bu ülkede Kürtler siyasi, sosyal, kimlik bazlı ortadan yok olsalar bile kimsenin huzur ve güven içinde kalmayacağı şeklinde okuyabiliriz.


Yine Cenk’in yemek yerken lakayt bir şekilde “Türkçe biliyor musun? Biliyor musun dilimizi? Ne yapsak? Açılım mı yapsak?” sorusu ise geçmişteki Kürt açılımı denemelerinin samimiyetten uzak, lafta bir süreç olduğuna gönderme gibidir.


Gemide yaşanan anarşinin öncesindeki tüm gerilim sahnelerinde tartışmayı ayıran arabulucu taraf olarak Kürt karakterinin çıkması belki de ülkenin çimentosu, harcı misyonunu gören Kürtlere yapılan bir güzelleme gibidir. Cenk’in bu duruma öfkelenmesi ile başlayan Kürt-Cenk gerilimi ise çoğu kez muhalefet bloğunda yan yana duran Türk solu ile Kürt solunun benzer söylem, benzer eylemler ve benzer felsefelere sahip olsalar da neden aynı potaya giremediklerinin yansımasıdır aslında.


Şöyle düşünelim; Cenk aslında Kürt’e “niye kavgayı bölüyorsun, muhalefet oluyorsun” demekten çok “niye bana tabii değilsin, ben senin hakkını savunuyorum, ben olmazsam sen zaten yoksun” demektedir aslında. Yine geçmişteki SHP koalisyonundan ayrılıp kendi sorunlarına yoğunlaşan bir muhalefet olmak isteyen Kürt siyasi hareketine atıf olarak yorumlarsak çok da saçmalamış olmayız herhalde.


Filmde yine başka bir karakter vardır ki Cenk ile İsmail arasındaki çatışmayı kazandıracak konumdur. Bu karakteri kim kendi yanına çekerse iktidarı, yani gücü de o elde edecektir. Bu figür apolitikliği temsil eden Özgür, yani kararsız seçmendir.


Özgür'ün film süresince net bir duruşu yoktur, orta yolcudur bir bakıma. Çoğu kez Cenk ile yakındır, onunla takılır, ona sempati duyar ama iradesini de tam anlamıyla teslim etmez. Çünkü yeri geldiğinde içindekilerle gemiyi batırabilecek kadar tehlikeli Cenk’ten emin değildir. Bizdeki halkın, sol kesimin eşitlik, özgürlük, adalet, emek söylemlerine sempatiyle bakan ama oy vermeyen kararsız seçmenlerle benzeşir.


Es geçilmemesi gerekilen son karakter ise geminin mutfakçısı olan Nadir'dir. Ailesine, mahallesine tutkusu bize milliyetçi kesimi hatırlatsa da aslında siyasi kimlik olarak en zayıf yansıyan karakterdir. Film boyunca karakterlerin tüm politik konumları ülke gerçekleri ile uyumlu gitse de açıkçası ılımlı duruşu ve Cenk’e karşı yeterince muhalif kalmaması hatta kutsal atfedilen devletin kapısına dayanması milliyetçi kesimin genel karakteristik özellikleriyle örtüşmüyor. Biraz daha uç yansıtılsa belki de siyasi olarak daha uyumlu olacaktı.

Filmde gerilimlerinin tırmanmaya başladığı sahnelerin zamanlaması manidardır. Gemide kalmayı, kafa dinlemek, bol bol yiyip içmek için fırsat olarak görüp tercihini kalmaktan yana kullananlar aslında farkında olmadan gönüllü esareti kabul etmiş olur. İstemediği halde kalmak, katlanmak zorunda olanlar ise tahammül etmek zorunda oldukları sabır sınavını vermektedir. Yani gemide gönüllü kalanların aç gözlülüklerinin kurbanı oluşlarına, diğerlerinin ise çoğunluğa uymak zorunda kalıp çaresizce beklemelerine şahitlik oluruz.


Ülkemizi okuyabileceğimiz belki de en can alıcı sahne Cenk’in giden aşçının sakladığı sucukları bulup herkesi sofraya davet edip paylaşmasıydı. Birkaç kişi arasında yaşanan basit bir bölüşüm kavgası gibi görünse de aslında bu vakti zamanında ülkemizde yaşanan kavganın yansımasıydı. Şöyle ki Cenk’in aslında paylaştığı geminin öz kaynaklarıydı. Cenk’in bu kaynakları paylaşması solcuların getirmek istediği sosyalizme atıftı. Beybaba'nın bu olaya hiç olmadığı kadar sert müdahalesi akıllara 1980 darbesinde yönetimi ele alan askeri vesayetin sert ve acımasız tavrıyla benzeştirilebilir. Beybaba'nın Cenk'ten hıncını alamaması ise 80 darbesinde en büyük dayağı yiyen sol cenahın mağduriyetine işaretti aslında.


Tabii Beybaba'nın bu kadar öfkelenmesinin sebebi gemide söz geçiremeyeceği tek elemanın Cenk oluşundan kaynaklanıyor. Zira diğer tayfalar rahatlıkla kontrol altına alınabilecekken, yani İsmail örneğinde olduğu gibi kukla yönetimle idareye açıkken Cenk’in tam bağımsız, başına buyruk hallerini sonlandırma girişimi olsa da ilerleyen süreçte daha da keskin bir hal almasına sebep olur.


Aslında tüm yaşananlar demokrasi olgusunun işleyişi hakkında bizleri sorgulamaya sevk eder. Gönüllü kalanlar bize halkın seçim döneminde verilen vaatlere inanıp da iktidar yaptığı partilerin yanlış politikaları sonucu yaşadıkları ekonomik krizler karşısındaki memnuniyetsizliklerini hatırlattığı gibi çoğunluğun seçiminin sonuçlarına katlanan muhalefetin bir başka seçimi bekleyişini ve o sırada yaşadığı acizliği de es geçmeden yansıtır. Bir bakıma çoğunluğun tercihi azınlığın mağduriyetidir.


Zamanla kaynakların ve erzakın tükenmesiyle bozulmaya başlayan sosyal düzenin anomiye dönüşmesi “tencere, tavanın indiremeyeceği hiçbir iktidar yoktur” söylemiyle bağdaştırabiliriz.

Yine sonlara doğru Cenk karakterinin yaşattığı anarşi ortamında düşman kesildiği İsmail'in kafasına çekiçle vurması flamasında orak-çekiç figürleri eksik olmayan komünizm ile ilişkilendirilebilir. Bir bakıma ülkeye komünizm gelecekse bir seçimden çok anarşiyle gelecektir yorumunda bulunabilir. Cenk’in başlattığı isyan ateşinin alevlenmesi özgürlükle ilişkilendirilebilir. “Delirmek herkesi özgürleştirecektir” söylemine atıf gibidir. Şunu da atlamamak gerekir ki sol başa geldiğinde iktidarda kim varsa, iktidarın kuklaları dahi herkese acımadan darbeyi indirecektir.


Kapanışa doğru Beybaba'nın iktidarını ve ikbalini korumak için çaresiz bir şekilde telefon etmesi, denize düşen yılana sarılır misali dış güçlerden yardım dilemesiyse kritik konumlardaki güçlerin iktidarlarını kaybetmemek için her şeyi yapabilecekleri şeklinde yorumlanabilir.


Filmin son sahnesinde Cenk’in vurduğu ölümcül darbeden yaralı kurtulan İsmail’e sorduğu “İsmail, Beybaba'nın anahtarı sende mi?” sorusu ise iktidarın anahtarının aslında bizden birilerinin elinde olduğunu ve bizlerin tercihleri ile sonuçların şekilleneceğini anlatır.


Son olarak metaforik birçok anlama gelen sarmaşık figürü ise oldukça manidardır. Takdir edersiniz ki bilmek için bahçıvan olmaya gerek yoktur; sarmaşıklar zamanında müdahale edilmedikçe daha çok büyür, daha çok yayılır. Gemideki sorunlara sessiz kalınması vücutta hızla yayılan kanserli bir virüs, bir metastazın misali krizlerin büyümesine sebep olmuştur.


*Bu makalede yer alan fikirler yazarın sorumluluğundadır ve Demokratya'nın yayın politikasını temsil etmeyebilir.

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Atom bombasını kullanma kılavuzu

İnternetsiz büyüyerek internetle doğan ve şekillenen insanlara karşılık ansiklopedilerin çaresizliğiyle yüzleşme ile başlıyor yeni dünyaya..

Cumhuriyet bize dikte edildi

Başlık spekülasyona açık. Farklı bir anlama çekilmeye, yanlış bir algı oluşturmaya, yani kara propagandaya çok müsait. Genellikle kaçınma...

© 2020 by Demokratya

  • Instagram - Beyaz Çember
  • Facebook - Beyaz Çember
  • Heyecan - Beyaz Çember