Ara
  • Burak Kiriş

İstanbul depremi büyük bir ekonomik krizi tetikleyebilir

En son güncellendiği tarih: 4 gün önce

Maliye eski Bakanı Mehmet Şimşek, kendisine deprem vergileri sorulduğunda “duble yol yaptık” demişti. Bu hem deprem vergilerinin güncel siyasete kurban edildiğini hem de halkın tamamının oyunu almamış bir grubun, halkın tamamının oyunu almak için halkın tamamının vergisini, halkın yarısından aldığı oya güvenerek harcadığını gösteriyor.



Son İzmir depremi herkesin aklına yine büyük İstanbul depremini getirdi. İstanbul depremi geliyor mu, hazırlıklar tamam mı? Tüm bunlar zaten sürekli tartışılan ve sonuçları herkesin malûmu olan konular. Ancak ben farklı bir senaryoyu konuşmak istiyorum: İstanbul depreminin yaratacağı olası ekonomik kriz.

1999 Gölcük depremi 2001 krizinin nedenlerinden biriydi. Türkiye’nin karşılaştığı en büyük depremde 20 bin vatandaşımız hayatını kaybederken, yaklaşık 300 bin konut ve 50 bin iş yeri hasar gördü. O yılın şartlarıyla depremin maliyeti Türkiye için yaklaşık 15 milyardı ve bu o dönemki Türkiye ekonomisinin yaklaşık %6’lık bir oranına denk gelmekteydi. İstanbul dışında Balıkesir, Bursa, Çanakkale, Düzce, Kocaeli, Tekirdağ ve Yalova’nın da büyük depremden etkilenmesi bekleniyor. Bu şehirlerin Türkiye ihracatındaki yeri %65 oranında. Ülkedeki sanayi çalışanların %50’si yine Marmara bölgesinde bulunuyor.

1999 yılı Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin pozitif seyretmesi dolayısıyla aslında olumlu bir havaya sahipti. Aynı yıl peş peşe yaşanan iki deprem ülkeyi ciddi anlamda bir darboğaza soktu. Üstelik bu iki depremin de Marmara Bölgesi gibi kritik bir noktada olması yetişmiş eleman, altyapı, iş araçları, ulaşım araçları, konut ve ticaret alanı gibi büyük kayıplara sebebiyet verdi. 2000 yılının Kasım ayında ülkenin yaşayacağı likidite krizi için bu kayıplar başat nedenlerden biri olacaktı.

Tüm ekonomik faaliyetler bir yana tedarik zinciri açısından bu bölge havayolu, denizyolu ve karayolu içinde Türkiye’nin çok önemi bir noktası. Hanehalkı son yıllarda gelecekteki kazancını bu denli harcamış ve kredi batağına saplanmışken, böyle bir felaket karşısında devlet halka mı yardım edecek, ticari kaynaklara mı yardım edecek, yoksa bu felaketten etkilenerek kredisini geri alamayan bankalara mı yardım edecek? Hâlihazırda devleti yöneten kadro tarafından reddedilen bir ekonomik kriz durumunu tecrübe ederken, böyle bir durumda yaşanılacak durumu ekonomik kriz olarak mı nitelendirmemiz gerektiği sorusu ele alınması gereken bir başka konu.

Bu durumu önlemek için yapılabilecekler kısa vadeli, orta vadeli ve uzun vadeli planlar olarak üçe ayrılabilir. Ancak 2002 yılından bu yana devleti yöneten kadronun böyle bir afet olasılığı için hazırladığı uzun vadeli bir planı yoksa ya da hiç olmadıysa ileriye dönük nasıl bir umut beslenebilir, tartışma konusu. Kısa vadede hanehalkının borçlanmasını azaltmak hem olası bir ekonomik kriz durumunda hem de felaket durumunda devletin üzerinden yük alacaktır. Yatırım denilen olgu, insanların bugünkü harcamasını gelecekte yapmak üzere kısmasıdır. Eğer siz bu gelecekteki parayı kredi yoluyla alırsanız, felaket ya da kriz durumunda hem kredi veren hem kredi alanın zorluk yaşaması çok sürpriz değil.

Orta vade plan için özel sektörün borçlandırılmaktan vazgeçilmesi, inşaat ekonomisinin bir an önce terkedilmesi yapılabilecek en doğru hamle olsa da şu an mevcut yönetim kadrosunun belli başlı adımları dolayısıyla çok muhtemel gözüktüğü söylenemez. Belki inşaat yerine tarıma veya yerli sermaye malı üretimine dönmek böyle bir kriz ya da felaket durumunda devlete muhtaç olan daha az insan demek olabilir. Özellikle Türkiye gibi hem Ege hem Marmara bölgesinde deprem bekleyen bir ülkenin, özellikle bu iki bölgede bu denli büyük bir inşaat ekonomisi planlaması da farklı bir tartışma konusu olarak önümüzde duruyor.

Uzun vadeli planlarımız herkese göre değişkenlik gösterebilir: Kurumsal yapı, eğitim, liyakatli atamalar, özerk STK’lar gibi.

Neden kurumsal yapı? Deprem gibi doğal afet konuları güncel siyaset için fon yaratmak konularından çok uzak olmalıdır. Maliye eski Bakanı Mehmet Şimşek, kendisine deprem vergileri sorulduğunda “duble yol yaptık” demişti. Bu hem deprem vergilerinin güncel siyasete kurban edildiğini hem de halkın tamamının oyunu almamış bir grubun, halkın tamamının oyunu almak için halkın tamamının vergisini, halkın yarısından aldığı oya güvenerek harcadığını gösteriyor.

Neden eğitim? Ülkemizde iyi yetiştirilmiş, başarılı inşaat mühendisleri var ancak müteahhitlik mesleği ülke çapında tam anlamıyla bir tartışma konusu. Bürokrasiyle desteklenen iyi eğitimli inşaat mühendislerinin yönetiminde olan bir inşaat sektörü şüphesiz deprem karşısında ve kentsel dönüşüm konusunda çok daha fazla umut vadedecektir. Liyakatli atamalarsa az evvel belirtiğim güncel siyasete kurban edilen vergilerin önüne halkın değil, ilgili makamların geçmesini sağlayacaktır.

Özerk STK’lar yakın zamana kadar tartışma konusuydu. Nasuh Mahruki yönetimindeki AKUT, ülkedeki birçok felakette başarılı rol oynamış, örnek olmuş bir kurumdu ancak sadece muhalif olması ve politik fikirleri nedeniyle baskı görerek AKUT başkanlığından uzaklaştırıldı.

Türkiye bir deprem bekliyor. Türkiye bir krizden geçiyor. Krizin yaralarını sardığımız ya da saracağımız anda bu depremin gerçekleşmesi olasılığı, ülke için çok farklı senaryolara gebe olabilir. İstanbul gibi bir çivi çakılırken bile düşünülmesi gereken bir şehir, bu kadar dayanıksız yapıyla dolduğunda akla gelen pek çok soru var. Ülkemiz maalesef belli başlı konuların hesabını devleti yöneten kadroya sormak konusunda çok başarılı değil. Kararlar duygusal ve güncel politika üzerinden gidiyor. Çocuğuna bilgisayar almak için 3 ay düşünmek zorunda olan bir baba, kendisinden tahsil edilen vergilerin nereye gittiğini bir türlü soramıyor.

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
Demokratya_Başlık.png

© 2020 by Demokratya

  • Instagram - Beyaz Çember
  • Facebook - Beyaz Çember
  • Heyecan - Beyaz Çember