• Burak Kiriş

Fermente vergi



Türkiye kuruluşundan bu yana teoride çoğulcu, pratikte çoğunlukçu anlayıştan kurtulamamıştır. Kararların büyük çoğunluğu birey ya da bir grubun yarattığı popülizmle alınmıştır. Türkiye son zamanlarda popülist olması bağlamında Siyasal İslam'ı çok tartışıyor. Siyasal İslam sağ ve sol gibi net bir ayrıma sahip değil. Şahsen bunun derinlemesine bir analizini yapacak da değilim ancak bu tabir son zamanlarda daha çok bazı karar ya da manevraları açıklamak için ülke tarafından oluşturulan bir konu haline geldi.


Alkol ve tütün mamullerine gelen zamlar Siyasal İslam partisinden beklenecek hareket ancak bunu sorgulamamak ya da buna karşı gelmek de bir sorun. Çünkü Siyasal İslam hareketinden beklenecek bir harekete karşı gelmek sizi içerisinde “İslam” geçen bir olguya karşı çıkmakla yüz yüze bırakacaktır. Ülkenin yönetimine aday olan insanlar sadece alkol kullandığı için negatif bir propagandayla karşı karşıya kaldı bu ülkede. Buradan yola çıkarak şu an Türkiye durumu için şunu söylemek mümkün: Güçlü Siyasal İslam iktidarı sadece ülkeyi değil muhalefeti de kendi ekseninde dizayn etti. İktidar partisinin halk ile olan iletişimi gibi bir iletişim gücüne sahip olmadıkları için bir konuda eleştirmeden önce o konunun din ya da bölücü yaftasına malzeme çıkarıp çıkarmayacağına bakılıyor. Bu durum da asla mükemmel bir muhalefete ve doğal olarak kontrol mekanizmasına sahip olamayacağımızı gösteriyor.


Bu konuyu çok uzatmadan şöyle bir örnek vermek istiyorum: Ecevit’in başörtülü bir vekili meclisten kovması hala yankıları olan, siyasi malzemesi olan bir olaydır. Bugün bu yüzden CHP laikliği savunurken bile “Allah ile kul arasına girilmez” tezini kullanıyor. Ama geçtiğimiz günlerde CHP’li bir vekil başörtülü olduğu için “Vitrin Mankeni” yakıştırmasına maruz kaldı. Bunun etkilerini ne kadar gördük ya da muhalefet kamuoyunu bu konuda ne kadar organize edebildi? Türkiye güçlü bir iktidara sahip ancak güçlü bir muhalefete sahip değil. Ülkede bir çıkar yolu olarak gösterilen Ekrem İmamoğlu İstanbul’da kitleleri peşinden sürükledi ancak Türkiye genelinde bu başarıyı yapabilecek mi, göreceğiz.


Alkol ve tütün ürünleri konusuna gelecek olursak aslında bu zamları iktisadi çerçevede Siyasal İslam’dan farklı bir terimle açıklamak mümkün: Pigou vergisi. Kısaca pigou vergisi negatif dışsallığın vergilendirilmesidir. Negatif dışsallık ise tüketim ya da üretiminin başka bir ekonomik birime zarar vermesi durumudur. Vergi zaten dünya üzerinde sosyal devletler tarafından önemli bir gelir aracıyken bu tarz üretimi ya da tüketimi zararlı olan ürünlerin vergilendirilmesi her ülke için iyi bir fırsat. Ancak Pigou vergisinin amacı asla tüketimi ya da üretimi sıfırlamak kaygısı taşımaz. Pigou vergisi tüketim ya da üretimden aldığı vergi ile negatif etkilenen birimin kaybını telafi etmeye çalışarak sosyal bir optimum nokta yaratmaya çalışır.


Ancak bugün Türkiye'nin durumunu piogu vergisiyle açıklamak çok zor. Sayıştay TBMM’ye sunduğu Tarım ve Orman Bakanlığı 2019 yılı denetim raporunda evde içki yapımına yer verdi. Online ya da direkt satın alınabilen bu kitlerin alkol piyasasını 2013’ten bu yana %25 oranında daralttığını kaydetti. Olay bu raddeye ulaştıysa eğer konu iktisadi bir tanımla değil, popülizmle yönetilen bir ülke ve hiçbir karşı koyma gücü olmayan muhalefetle açıklanabilir.


Bir piyasanın %25 oranında küçülmesi o piyasanın arz kalemleri olan sanayilerde de azalma demektir. Kovid-19 yardımlarında ülke çarpan hesabıyla yardım açıklamışken, böyle bir daralmanın çarpan hesabıyla zararının açıklanması bir muhalefet partisi için çok güzel propaganda aracı olabilir. (Berat Albayrak Kovid-19 yardımlarında piyasaya verdiği yardımları çarpan hesabı ile açıkladı. Şöyle örneklendirilebilir: 100 TL bankalara hibe verdik, bankalar bu 100 TL’yi kredi olarak halka verdi, halk bu 100 TL ile araba aldı, araba firmaları bu 100 TL ile üretim yaptı. Yardım 400 TL oldu.)


Özellikle yerli üretime sahip olan bira, rakı, şarap gibi içeceklere gelen zamların o bölgenin çiftçisine nasıl zarar verdiğini keşke birileri ana akım medyaya taşıyabilse... Siyasal İslam popülizmi ya da başka bir popülizm er ya da geç tükenmeye mahkumdur. Tükendiği gün popülizm ile hareket eden parti kadar, popülizme karşı koyamayan muhalefet partisi de sandıkta benden seçmen olarak tepkisini görecektir.


*Bu makalede yer alan fikirler yazarın sorumluluğundadır ve Demokratya'nın yayın politikasını temsil etmeyebilir.

0 yorum