• Furkan Haliloğlu

Derrida'nın yapısökümü Boğaziçi'de




Yapısöküm, ünlü Fransız düşünür Jacques Derrida’nın terminolojiye kazandırdığı bir kavram. Yeniden anlamlandırma manasında kullanılıyor. Kısaca bahsetmek gerekirse metnin göründüğü sınırsız bir nitelik olarak ele alınabilir. Dilin keskin ve belirli hatları olmayan bir çeşit araç olduğu temeliyle hareket ederek metinleri yeniden yapılandırma amacı güden post-modern bir eleştirel yaklaşım diyebiliriz.


Bugün Boğaziçi eylemlerinde öğrencilerin yaptığı da tam olarak bu aslında. Bir çeşit yapısöküm örneği. Daha öncesinde Gezi Parkı eylemlerinde de görmüştük. Erdoğan’ın “bunlar birkaç çapulcu” çıkışı kitleler tarafından benimsenmiş, “hepimiz çapulcuyuz” kampanyası başlatılmıştı. Yine biraz daha eskiye gidecek olursak eğer 90’lı yıllarda hakaret olarak kullanılan “queer” sözcüğü dönemin Feministleri tarafından yapısöküme uğratılmış, sözcük zaman içerisinde bir dünya görüşüne ardından da akademik bir teoriye dönüşmüştü. Bu yönüyle “nigga” sözcüğü de yapısökümün bir başka örneği… Konuyu fazla dağıtmadan asıl meseleye dönelim.


Şüphesiz hükümetin Boğaziçi’de eylem yapan öğrencileri kolayca terörist ilan etmesi ya da başı ezilmesi gereken zehirli bir yılan olarak görmesi hâlâ belirli bir kesimde kendisine karşılık buluyor ancak artık eskisi kadar inandırıcı ve kuvvetli bir argüman değil. Hükümetin her protestonun ve kendisine karşıt her söylemin ardından bu ithamları kullanması kavramların içini iyiden iyiye boşalttı. Toplumda terörist ya da vatan haini ilân edilmeyen bir grup kalmadığı için bu kavramlar artık ciddi bir suçlama olmaktan yoksun görünüyor.


Bu basitleşmenin tek nedeni de hükümetin alelade herkesi terörist ilân etmesi değil. Bu hakaretler kitleler tarafından sahiplenildiği ve yeniden yapılandırıldığı, yani yapısöküme uğratıldığı için de bugün ciddiye alınmıyor. Bir diğer neden bu. Hükümet bu çeşit argümanlarla Boğaziçi eyleminin temel noktasını değiştirmeyi, eylemi farklı bir yöne çekmeyi arzuluyor ancak karşısında yapısökümle algıyı kıran ve bu sayede aslında eylemin temel dinamiğinden kopmayan bir kitle buluyor. Bu durum da yıllarca gündemi belirlemeyi başarmış, protestoları bu şekilde bertaraf etmeyi alışkanlık haline getirmiş olan AK Parti hükümetini politik bir darboğaza sokuyor. Haliyle Erdoğan iyice agresifleşiyor...



Z KUŞAĞI BİREYSELCİ BİR TOPLUM ANLAYIŞINA SAHİP


Bu agresifleşme hükümeti daha sert argümanlar geliştirmeye itiyor. İşte en büyük hatayı burada yapıyorlar. Bugün Boğaziçi eylemlerini kontrol altına almayı başardıklarını farz etsek bile aslında kaybediyorlar. Kendilerini iktidardan edecek olan yolu kendi elleriyle çiziyorlar. Çünkü her şeyden önce bu kuşağın dertlerini ve isteklerini, gelecek kaygılarını, umutlarını ya da umutsuzluklarını anlamıyorlar.


Z kuşağı hükümetin İslamcılık temelli söylemlerini, Erdoğan’ın kültür hegemonyası kurma arzusunu ya da LGBTİQ+ kavramlarının milli-manevi yönden değerlendirilerek eleştirilmesini yaşam alanına bir müdahale olarak görüyor. Bu konuda pek haksız oldukları da söylenemez doğrusu. Erdoğan en küçük alandan en büyük alana kadar mahalle baskısı oluşturmaktan hiç çekinmiyor.


Bunun sadece Erdoğan’ın problemi olduğunu düşünmek büyük bir yanılgı olur. Muhalif partiler de Z Kuşağını anlama konusunda oldukça yetersizler. Kültürel küreselleşmeyi iyi okuyamıyorlar ve değişen politik söyleme ayak uyduramıyorlar. Özellikle ana muhalefet partisinin iktidarın Kâbe üzerinden kurduğu algıya düşmesi ve politik kaygılarla alelade acele bir çıkış yapması bana göre büyük bir stratejik hataydı. Halk Partisi Z Kuşağı’nın sol bir eğilim gösterdiğini ve Erdoğan’ın politikasından sıkıldığını, yani çantada keklik olduğunu düşünüyor. Bu da yine bana göre bir başka büyük stratejik hata.


Z Kuşağı her ne kadar sol ağırlıklı bir eğilim gösterse de aslında sosyal demokrasi ya da sosyalizm gibi kavramlar fazla müdahaleci olduğu için kuşağın kendisiyle çelişen bir dinamik oluşturuyor. Kuşak için asıl sorun müdahalenin kim tarafından yapıldığı değil, müdahalenin kendisi. Bireyselci bir toplumsal anlayışa sahipler ve herhangi bir yaşam alanına müdahaleyi haklı çıkaracak bir argümanı kabul etmiyorlar.


Hükümet ya da muhalefet LGBTİQ+ bayrağı altında şarkılar söyleyerek, ortak kaygıları paylaşarak eylem yapan başörtülü bir kadını gördüğünde bunu yadırgayabilir ya da kadını “vitrin süsü” olarak değerlendirebilir ancak Z Kuşağı için durum bundan çok daha farklı. İlk başta bunu kabul etmeleri lâzım. Z Kuşağı farklılıkları ayrıştırıcı bir unsur olarak değerlendirmiyor. Aksine kuşağın büyük bir kısmı farklılıkların birleştirici olduğunu ve çok daha renkli bir perspektif sunduğunu düşünüyor.



KOLAY İKNA OLMUYORLAR


Son zamanlarda Feminist söylemin toplumda çok daha fazla karşılık bulmasının nedeni bu perspektif değil mi? Çünkü feminist söylem geçmişte oy hakkı mücadelesiyle, dayağa hayır kampanyasıyla ya da diğer çeşitli toplumsal gündem analizleri ve bu analizler doğrultusunda geliştirdiği aksiyonlarla birçok farklılığı bünyesinde taşıyabiliyor. Feminizmin bu özelliği onu birçok politik akımdan ayıran temel bir dinamik olarak karşımıza çıkıyor.


Bugün birçok parti kadın hakları konusunda daha duyarlı hareket ediyor ancak bu yeterli değil. Söylemin ve propagandanın etkisi küreselleşmenin yarattığı deformasyonla iyiden iyiye azalmış durumda. Bu yüzden tek başına söylem Z Kuşağını harekete geçiren bir unsur değil. Kolay ikna olmuyorlar. Söylemi benimseme ve pratiğe dökme şart.


Açıkçası ilk başta geleceğe dair büyük bir umutsuzluk içerisindeydim. Bana göre Z Kuşağı kolay ve hazır bilgiye alışmış, bilgisayardan ve oyundan başını kaldırmayan, toplumsal olaylara ilgisiz bir nesildi. Şimdi yanıldığımı itiraf etmek zorundayım. Çünkü bugün Z Kuşağı politik alanı değiştiriyor, siyasi partileri şekillendiriyor ve yeni zemini bizim biraz da yabancı olduğumuz bireyselcilik kavramı üzerine çiziyor. Bu da benim için yeni bir umut oldu. Önümüzdeki günlerde bu değişimin yansımalarını daha fazla hissedeceğiz.


*Bu makalede yer alan fikirler yazarın sorumluluğundadır ve Demokratya'nın yayın politikasını temsil etmeyebilir.

0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Akşam Pazarı

Sokağın tozunu yutanların koşuşturduğu bir meslek olan işportacılık da fahişelik kadar kadim bir iştir. Ticaretin günümüzde uluslararası ...

Demokratya_Başlık.png

© 2020 by Demokratya

  • Instagram - Beyaz Çember
  • Facebook - Beyaz Çember
  • Heyecan - Beyaz Çember