• Demokratya Misafir

Cahide Sonku: Seçilmiş bir düşüşün hikayesi

En son güncellendiği tarih: May 23

Burhan Mutlugöz Demokratya için yazdı.


Cahide kimdir? Kimdir bu henüz emeklemekte olan Türk sinemasının ilk kadın starı, yönetmeni ve yapımcısı?


Ayakkabılarından şampanyaların içildiği, bastığı yerlere kırmızı halılar, kürkler serildiği, sigaralarını altın bir tabakada taşıyan ve onları zümrüt süslemeli çakmaklarla yaktığı rivayet edilen kadın... Kendine hediye gelen pahalı Paris parfümlerini kahkahalar atarak başından vücuduna boca eden, bir sigara çıkardığında beş altı elin birden onu yakmak için yarıştığı, henüz Türkiye'de burjuvazi yokken sosyetenin göz bebeği olan, fırtına gibi esen, seyircinin taptığı ilahi, efsane kadın... O kadın ki bir gün tüm bu şaşâlı hayata sırtını dönüp Beyoğlu'nun arka sokaklarında içki dilenir hâle düşen, "düşüşü seçmesiyle" efsaneleşen... Hayatı filmlere, dizilere, kitap ve müzikallere esin kaynağı olan...


Cahide gerçekten Haldun Taner'in dediği gibi bir "çelişkiler kumkuması" mı, yoksa erkek hegemonyası altındaki bir sektörde ciddiye alınmamış, küçümsenmiş salt bir güzellik tanrıçası mı?


1919 yılında Yemen'de doğan Cahide Serap, ailesiyle develer üstünde çöllerden geçerek bir İngiliz gemisiyle İstanbul'a göç ediyor. Babası İngilizlere esir düşmüş, annesi Hayriye Hanım babasının aşkından verem olmuş... Hikayenin ta en başı bile aslında bir Yeşilçam melodramı gibi.


Hemen hemen hiçbir konuda sağlam kaynaklara ulaşamadığımız sinema tarihimizde Cahide'nin o yıllarına dair bilgilerimiz de haliyle oldukça az.


15 yaşında bir aile dostu tarafından dönemin büyük tiyatrocusu Muhsin Ertuğrul'a götürülüyor. O Muhsin Eruğrul ki daha sonraları Cahide'ye evlenme teklifi edecek fakat Cahide "bir insan hem koca hem hoca olamaz" diyerek bu teklifi reddedecektir. "İyi düşündün mü? Sana yazık olmasın" diyecek ve sonraları hatıratlarında Cahide'ye neredeyse hiç yer vermeyecektir Ertuğrul.


İlkin tiyatroda oynar Cahide: "Vanya Dayı", "İki Başlı Kartar", "Othello" ve "Cyrano de Bergarac" gibi oyunlar... Özellikle "Su Kızı" piyesi İstanbul'da olay olur. Büyük yönetmen Atıf Yılmaz hatıratlarında oyundan şöyle bahseder:


Cahide'nin oyunda sahneye çırılçıplak çıktığı rivayeti ortalığı kasıp kavuruyordu. Heyecanla perdenin açılmasını bekliyorduk. Oyuna aldıran yoktu, ille de Cahide! Ve o dakika gelip çattı. Bir istiridye açılıyor ve içinden Cahide çıkıyordu. Üzerinde uzaktan çıplaklık duygusu veren, ten rengi bir tayttan başka bir şey yoktu. Uzun sarı saçları göğüslerini ancak örtüyordu. Salondan yükselen toplu bir soluk alkış sesi...

Dönemin izleyicileri efsunlanmış gibi ayrılırlar tiyatrodan. Cahide artık dergilerde kapak yıldızı olur. Tiyatroda başlayan şöhret kısa bir süre sonra beyaz perdede de devam eder. 1933 ile 1945 yılları arasında yönetmenlik "saltanatını" süren Muhsin Ertuğrul'un yönettiği tam 6 filmde oynar Cahide. Henüz 60'lı yıllardaki gibi oyuncuların yılda 10-12 filmde oynadığı bir üretim yoktur. Özellikle 1934 yılında çekilen ve senaryosunu Nazım Hikmet'in yazdığı "Bataklı Damın Kızı Aysel" filmiyle Anadolu seyircisine de ulaşır. Film bugünün deyimiyle inanılmaz bir "hype" yaratır ve Aysel'in taktiği yazma bir moda haline gelir.


1936 yılında henüz 17 yaşındayken oyuncu Talat Artemel ile evlenir ve bu birliktelik üç yıl boyunca sürer. 1949'da "Fedakar Ana" filmi çekimleri sırasında rejisör rahatsızlanınca kemara arkasına geçer ve ilk kadın yönetmenimiz olarak tarihe geçer. Ki bu konu oldukça tartışmalıdır. Yönetmenliğini yaptığı filmlere baktığımızda aslında hep bir ya da iki erkek yönetmenle birlikte çektiğini görürüz. Kimilerine göre filmlerin kadın seyircilere hitap ettiği bazı duygusal sahneleri o çekmiştir kimilerine göreyse bu sadece ününü kullandığı bir ego tatminidir. Hatta sinema fenerine gizlice adını rejisör olarak yazdırdığı ve bu yüzden davalık olduğu fakat davanın rafa kaldırıldığı da anlatılagelir.


1951 yılında üç yönetmenden biri olduğu "Vatan ve Namık Kemal" filminin galası belgelere göre Hollywood prömiyerlerini anımsatan bir galadır ve Türk sinema tarihinin "ilk galasıdır." Dönemin "dedikodu" yazılarında Cahide'nin o geceki muhteşem zerafetinden, güzelliğinden, şıklığından bahsedilir.


Cahide daha 1943 yılında dönemin "tütün kralı" olarak anılan İhsan Doruk ile evlenir. Ender adında bir kızı olur. Doruk hükümet ile yakın ilişkileri olan, eli açık bir hovarda olarak tanınır. Cahide artık piyeslerde giyeceği kostümleri Paris'ten getirtmeye başlar, eşiyle seyahatlere çıkar ve tabiriyle paraya da para demez. Evinde ağırladığı misafirleri arasında Demokrat Parti'nin önde gelen isimleri vardır fakat Cahide daha sonraları bu davetlerde huzurunun kaçtığından, kendisini İhsan Doruk'un yıktığından da bahseder.


1954 yılında yine yönetmenleri arasında bulunduğu ve yapımcılığını da üstlendiği "Beklenen Şarkı" filmini çeker. Film Sonku'nun 50'lerde kurduğu "Sonku Film"in bir yapımıdır ve filmin başrol oyuncusu radyoda tanınmış ve ülkece çok sevilen genç bir şarkıcıdır: Zeki Müren.


Film o güne değin görülmüş en büyük hasılatı yapar ve "kapı pencere kırdırır." "Beklenen Şarkı" bugün sinema tarihimizin kült filmlerinden sayılır. Filmin bir sahnesinde Zeki Müren'e imzalatılan boş bir kağıt Müren'in sonradan başına bela olacak, Sonku ve Müren mahkemelik olacaklardır. Müren boş kağıdın bir anlaşma olarak önüne konulduğunu, filmin inanılmaz başarısından sonra ikinci filmi de Sonku'yla yapmak zorunda bırakıldığını anlatır ilerleyen dönemlerde. Sonku ise Müren'in başta 25 bin liraya anlaştığını ve daha sonra filmden 250 bin lira istediğini öne sürer... Davayı Zeki Müren kazanır ve Sonku'nun deyimiyle "sonunda 200 bin lirayı çatır çatır alır." Bu hikayede de Sonku'nun anlattıkları diğerlerininkiyle oldukça çelişir.

Cahide şöhretinin doruğunda bir oyuncu, yönetmen ve aynı zamanda kendi şirketini kurmuş bir iş kadınıdır artık. Etrafını hayranlarının kuşattığı, herkesin onu şımartmak istediği, hediyelere, kürklere, mücevherlere boğduğu, ayakkabılarından içki içtiği zamanlar... Lüks bir evde misafirlerin çay ve kahvelerini tazeleyen hizmetkârlar, resmi giyimli valeler...


Kocasından ayrılmış, oyuncu Cahit Irgat ile birliktedir. Irgat, Türk tiyatro ve sinemasının büyük oyuncularından biridir. İkilinin 1961 yılında kurdukları tiyatroda oynadıkları oyun İstanbul'da çok büyük yankı uyandırır. Fakat Cahit Irgat bir alkol bağımlısıdır ve her ne kadar Cahide "beni alkole ilk eşim Talat Artemel alıştırdı" dese de Irgat ile birlikte olduğu yıllar ve 1958 yılında şirketinde çıkan yangın Cahide'nin tüm servetine mâl olur. Artık kaçınılmaz sonun başlangıcıdır...

BENİMLE DANS ETTİĞİN İÇİN ÇOK HEYECANLISIN DEĞİL Mİ?


60'lı yıllarda Cahide hâlâ filmlerde boy göstermektedir fakat artık ikinci, üçüncü rollerde... Osman Seden'in 1966 yılında yönettiği "Çalıkuşu" filminin bir sahnesinde filmin başrol oyuncusu Türkan Şoray ile kamera karşısına geçer Sonku. Bu sahne oldukça ilginçtir. Bir yanda 30 yıl öncesinin efsane kadını Cahide diğer yandaysa yine sinema tarihimizde efsaneleşecek ve Türk sinemasının sultanı olarak anılacak olan Türkay Şoray... Birinin kariyeri artık bitmeye yüz tutmuş diğerininkiyse hızlı bir tırmanışa geçmiştir. Şoray anılarında sette vakur haliyle saygı uyandıran, kamera önüne çok yakışan bu efsaneyi çekim sürecinde ilgi ve hayranlıklar izlediğinden bahsediyor. Birçok oyuncu gibi Sultan da Cahide'nin iç burkan hikayesini örnek alacak, kariyeri boyunca daha dikkatli hareket edecektir.


Atıf Yılmaz ise anılarında daha "insafsız" yaklaşır Cahide'ye. "Dalkavukların iyice şımarttığı, genel kültür açısından akıl almaz derecede cahil, cimri bir megaloman" olarak tanımlar. Birlikte dans ettikleri bir akşam Cahide, Yılmaz'ın kulağına "benimle dans ettiğin için çok heyecanlısın değil mi?" diye sorduğundan bahseder.


Eski söyleşilere bakıldığı zaman Cahide yine çok çelişkilidir. Bazı rol arkadaşları ondan kibirli, şımarık ve yeteneksiz olarak bahsederken bazıları cana yakın, saygılı, karizmatik ve disiplinli bir oyuncuyu anlatır.


Aradan yıllar geçmiş, şirketin deposunda çıkan bir yangın sonucu serveti tükenmiş, eski pırıltısını yitirmiş bir kadındır artık Cahide. Sinemaya yeni yüzler gelmiş, özellikle dört yapraklı yonca yılda 10-12 film çekmeye başlamış ve sektör çok değişmiştir. Cahide iyice alkole vermiştir kendini. Cahit Irgat ile Bayoğlu'nun barlarında, salaş meyhanelerinde geçirir günlerini... Bazen hesabı ödeyecek paraları, ayakta duracak halleri, yatacak yerleri yoktur.


Cahide, Cahit Irgat'ın ölümünden sonra da o dünyadan çıkmaz. Atıf Yılmaz'a göre "bir an önce tükenip yok olmak için özel bir gayret gösteriyor" gibidir. Bir zamanlar evinde devrin başbakanlarını, cumhurbaşkanlarını ağırlayan Cahide hızlı bir düşüşe geçmiştir. Artık ne şöhretinden, ne servetinden ne de eski güzelliğinden eser yoktur. Arada onu bu durumdan kurtarmak, yardımcı olmak isteyenler vardır. Yılmaz Güney de bunlardan biridir. Bir film teklifiyle gider Cahide'ye. Bir dönem Cahide Haldun Dormen'i de arar ve tekrar sahneye çıkmak istediğinden bahseder ona. Dormen bu ilk buluşmayı hatıratlarına şöyle anlatıyor:


Buyrun oturun, dedi o etkili ses. Büyülenmiş gibi oturdum... Bana Cahide'nin sesiyle seslenen bu kadın Cahide Sonku olamazdı. Başını rengi belirsiz bir eşarpla sımsıkı sarmıştı. Altından üç ayrı tondaki perçemleri görünüyordu. Ünlü sapsarı saçların yerini boyaları karışmış kitik gibi yığın almıştı. Eteğiyle hiç uymayan bir bluz giymişti. Ayaklarında sarı soket çoraplar ve arkaları açık terlikler vardı. Bütün hayallerim bir anda yıkılmıştı.

Bu ilk hayal kırıklığı sonrası Haldun Dormen, Cahide Cahit Irgat çiftini Dormen tiyatrosunda oynatmaya karar verir. Güzellik "enstitüsü", kuaför, kıyafetler derken herkes Cahide'nin eski ihtişamına kavuşacağına, yedi yıl sonra hayranlarının karşısına tüm görkemiyle çıkacağına inanır. Fakat provalar esnasında ilk sorunlar ortaya çıkmaya başlar. İkili tiyatroya her gün yeni bir kavgayla gelir. İçki meselesini de halledemedikleri görülür.


Efsane kadının sahnelere geri dönme haberi dönemin medyasında çokça yer alır. Tiyatroya her gün söyleşi yapmak isteyen gazeteciler gelir ve Cahide'nin sahnelere dönmesi son yılların en önemli sanat olayı olarak değerlendirilir. İlk temsili, Cahide'nin yıllar sonra sahneye çıkışını şöyle anlatıyor Dormen:

Birden büyük bir alkış koptu. Cahide Hanım çıkmıştı sahneye. Çok görkemli duruyordu. Bu kadın müthiş bir elektrik oluşturuyordu sahneye çıkınca... Alkış bitmek bilmiyordu bir türlü. Cahide Hanım'ın elindeki aksesuar çay fincanının takırdadığı belli oluyordu. Tir tir titriyordu zavallıcık. Gene güzel, gene alımlı ve gene çekiciydi sahnede. İnsanın gözlerini ondan alamadığı bir gerçekti.

Oyun tutmuştur. Cahide'nin dönüşü epey parlak olmuştur. Türk tiyatrosunun bu iki emaktar oyuncusu halk tarafından büyük bir coşkuyla karşılanmıştır.


Fakat bu "Comeback" mutluluğu uzun sürmez. Cahide hırçınlaşır, Cahit ile kavgalar sürer. Kimi zaman zil zurna sarhoş gelirler, sahneye çıkmayacaklarını söylerler kimi zamansa kavgaları, Cahide'nin kaprisleri, disiplinsizliği Dormen'i zorlar... Sonunda yollar ayrılır.


Dormen Cahide'yi yıllar sonra Muhsin Ertuğrul için yaptığı jübilede görür. Galeriden gizlice perdede gösterilen "Şehvet Kurbanı" filmini izler. Ünlü tren sahnesindeki güzel Cahide'yi... Perişan haldedir. Dalgın dalgın kendisini izler, arada bir elindeki içki şişesini ağzına götürür. Yanındakiler perdedeki o güzel sarışın kadının yanlarında olduğundan habersizdirler.


Cahit Irgat'ın ölümünden sonra Cahide son yıllarını misafir olarak bir ailenin yanında geçirir. İnanılmaz bir servetten bohem bir hayata düşmüştür artık. O düşüşün içinde mutlu olmuş, eskiye, kendi efsanesine şırt çevirmiş, o efsaneyi tanımayan insanlarla içki masalarında sabahlara kadar içer olmuştu. Bol sigaralı, dumanlı, küf kokan meyhanelerde unutmaya, unutulmaya çalışıyordu. O yıllarda efsaneyi hatırlayan sinema yazarı Agah Özgüç, Cahide'yi bu barlardan birinde bulur. Üç aya yakın sohbet ederler. Cahide, Özgüç'e hatıralarını anlatır. Anıları adeta bir sis perdesi ardındadır. Anımsamakta güçlük çeker, kronolojik bir anlatı yapamaz. Anlattıklarını Özgüç peçete kağıtlarına yazar. Bu sohbetlerde Cahide kendisiyle ilgili önyargılara, anlatılanlara, kurulmak isteyen mitolojiye cevap verme şansı bulur ve bizlere kendi ağzından bir kaynak bırakır. Bu sohbetlerde nereden nereye geldiğini hiçbir zaman unutmamış, Yeşilçam'ın vefasızlığından bıkmış, burada, küçük insanlarla mutlu olmuş, bu hayatı kendi seçmiş bir kadın buluruz adeta...


O yıllarda erkekler ayakkabılarıma şampanya dökerlermiş. Ben pavyon kadını değilim. Ayakkabılarımda pırlanta taşlar varmış. Ziynet ayağa indirilmez. Kültürüm, aile terbiyem buna müsaade etmez. Sigaramı yakmak için beş çakmak uzandığı zaman onları bozardım. Çünkü dalkavukluğa tahammülüm yoktur. Kibirli falan değilim. Onu söyleyenler halt etmiş! Ben yıllar önce lağım çukurları üstünde akrabalarımı aradım. Eğer bir suçlu aranıyorsa o benim. Kimse vah vah diye ağıt yakmasın, kimse alınmasın, kimse Cahide'yi kendine dert etmesin!

Cahide efsanesi 70'li yılların sonunda tekrar gündeme gelir, tekrar anımsanır. 1979 yılında Sinema Yazarlar Derneği onun için bir gece düzenlemek, bir ödül vermek ister. Bu teklife ilkin çok heyecanlanır Cahide fakat geceye üç gün kala kaybolur. Atilla Dorsay onu uzun arayışlar sonunda meyhanelerden birinde tek başına içerken bulur. "Ödülü alırım ama bana ödülümü burada, meyhanede verin" der ve belki sinema tarihinde ilk kez bir onur ödülü bir sanatçıya bir meyhanenin içki masasında verilir. Unutmak ve unutulmak için her şeyi yapmış olan bu sanatçı "demek unutulmadım, demek 40 milyon beni hâlâ unutmadı" diye alır göğsüne götürdüğü ödülünü....


"Elektriksiz, karanlık, ardiyeye benzeyen, rutubet kokan bu izbe yerde mum ışığında yaşıyordu. Bir yanda kırık dökük tahta bir karyola, bir yanda içi kirli çamaşır dolu bir leğen... Her akşam meyhanelere sığınan Cahide'nin başında hâlâ tüllü, eski şapkalar, bereler..." diye anlatır son kaldığı yeri Agah Özgüç.


Cahide'yi tanımış, onunla çalışmış insanların hemen hemen hiçbiri artık yaşamıyor. Filmlerinin bir çoğu ise kayıp. Cahide'ye yaklaşmak, onu anlamak hayli zor artık belki de... Billy Winder'in klasik filmi "Sisler Bulvarı"ındaki Norma Desmond ile tipik bir Yeşilçam figürü arasında sisli, puslu bir yerde gizli artık efsanesi.


1981 yılında sessiz sedasız bu dünyadan ayrılır Cahide. Ardında karmaşık, çelişkili bir efsane bırakarak göçer buradan. Düşüşü seçmesiyle bir efsane...


Kaynakça

Haldun Dormen / Anılar

Atıf YIlmaz / Söylemek Güzeldir

Atıf Yılmaz / Bir Sinemacının Anıları

Türkan Şoray / Sinemam ve Ben

TGRT Hey Gidi Günler Belgeseli

Agah Özgüç / Peçete Kağıdındaki Anıları

Gülriz Sururi / Kıldan İnce Kılıçtan Keskince

Atilla Dorsay / 100 Yılın Türk Filmi

Nezihe Araz / Cahide

Nebil Özgentürk / Sanatımızın Hatıra Defteri


*Bu makalede yer alan fikirler yazarın sorumluluğundadır ve Demokratya'nın yayın politikasını temsil etmeyebilir.

0 yorum