Ara
  • Burak Kiriş

Birey mi, kurum mu, topluluk mu?

En son güncellendiği tarih: 4 gün önce

Bu sistemin mevcut bireylerle getirdiği olgu, bence topluluk olgusudur. Zira artık birey ya da kurum değil, topluluk önemli. Mevcut seçim sisteminde devleti yöneten ekibin ülkedeki her konuyu siyasi hâle getirmesi, onları ülkeye hitap etmekten uzak hâle getirdi.

Prof. Dr. Daron Acemoğlu “Ulusların Düşüşü” kitabında bireye bağlı sisteme sahip ülkelerin, kurumsal yapıya bağlı sistemler kadar başarılı olamadığına dair bazı örnekler veriyor. Esere Nogales kenti örneğiyle giriş yapıyorlar. Nogales kenti bir çit ile Nogales Arizona ve Mogales Sanora olmak üzere ikiye ayrılır. Birleşik Devletler’de bulunmaktadır. Hane başına ortalama gelir yaklaşık 30 bin dolardır. Yetişkinlerin büyük çoğunluğu lise mezunudur, gençlerin çoğuysa okula gider. Sağlıklı bir nüfusa ve uzun yaşam süresine sahiptir. Kişilerin can ve mal güvenlikleri vardır. Demokratik bir yapıya sahiptir.

Oysa, Meksika’da bulunan Sanora’da hane başına ortalama gelir yaklaşık 10 bin dolardır. Yetişkinlerin çoğunun lise diploması yoktur ve gençlerin çoğu okula gitmez. Bebeklerin ölüm oranı yüksek ve sağlık koşulları yetersizdir. Suç oranı yüksek, iş kurmak risklidir. Sanora halkı sıklıkla siyasetçilerin yolsuzluklarıyla ve beceriksizlikleriyle yüzleşir.

Bir kentin iki yarısının birbirinden nasıl bu kadar farklı olduğunu sorgulayan yazarlar, bölgeler arası coğrafi ve iklimsel bir farklılığın olmadığına ve hastalık türlerinin farklılık göstermediğine vurgu yapmaktadırlar. Ek olarak, sınırın iki tarafındaki insanların geçmişlerinin ve kültürlerinin aynılığını ortaya koyan yazarlar, aynı yemeklerden, aynı müziklerden hoşlandıklarına ve atalarının aynı olduğuna işaret etmektedirler. Sınırlar arası bu farkılıkların kaynağını sorgulayan Acemoğlu ve Robinson’a göre, bu ayrımın kaynağı Nogales Arizona’nın sakinlerinin Birleşik Devletler’in ekonomik kurumlarından yararlanıyor olmalarıdır. Ayrımın bir diğer kaynağı, demokrasinin işleyişinde pay sahibi olmalarına imkân sağlayan siyasal kurumların varlığıdır.

Türkiye, tarihi boyunca bireysel veya oligark kararlarla yönetilmiş, kurum kültürü olan yerlerse zamanla bu birey ya da oligarkların hedefi haline gelmiştir. Kurtuluş Savaşı sonrası yeni kurulan Cumhuriyet, kurumdan çok Mustafa Kemal Atatürk eksenliyken ilerleyen dönemlerde Adnan Menderes gibi sırasıyla gelen faktörler görürüz. Kurumsal karar ya da yapı denemeleri, kalkınma planlarıyla denenmiş olsa da aslında ekonomi, bilim, eğitim gibi konular güncel siyasete kurban gitmekten kurtulamamıştır. İçinde bulunduğumuz Başkanlık Sistemi dönemini ise 1938’den bu yana gelen süreçlerden ayrı tutmakta fayda görüyorum. Çünkü ilk defa kuvvetler ayrılığından söz edemiyoruz. Mevcut düzen, kurumsal bir yapı kurmak şu yana dursun, merkezi bir yönetimi bireysel olarak yorumlamanın en saf halini karşımıza çıkarıyor. Artık Serbest Piyasa ekonomisinin kontrolünde olan dünyada böyle bir sistem ile refah koşullarını sağlamak çok zor.

Bu sistemin mevcut bireylerle getirdiği olgu, bence topluluk olgusudur. Zira artık birey ya da kurum değil, topluluk önemli. Mevcut seçim sisteminde devleti yöneten ekibin ülkedeki her konuyu siyasi hâle getirmesi, onları ülkeye hitap etmekten uzak hâle getirdi. Şu anda mevcut durum sadece kendi seçmen topluluğunu korumak ve onlara hitap etmekle kısıtlı görünüyor. Her konu siyasi olarak değerlendiriliyor ve her konuda sadece kendi topluluğuna açıklama yapılıyor. Diğer tarafın inanıp inanmadığı ya da ne düşündüğü umursanmıyor. Bu konu sadece devleti yöneten kadroya has bir durum da değil. Zira hükümet, muhalefeti de bilerek ya da bilmeyerek buna göre dizayn etti. Muhalefet de tamamen kendi topluluğuna konuşarak, diğer tarafı kazanacak projeler üretmekten çok uzak. Bir önceki cümlede “taraf” ifadesini bilerek kullandım. Türkiye şu anda siyaset ekseninde sadece iki taraf ve bu süreçte taraflar daha da sıklaşacak gibi duruyor.

Tüm bunların ekonomiye etkisi nasıl oluyor ve ekonomiyle alakası nedir? Kendi bilgi dağarcığımla, şöyle bir beyin fırtınası yapıyorum. Yatırımcı neden belirsizliklere sahip olan bir ülkeye parasını getirsin? Diğer seçimin 2023’te olacağını düşünenleri araştırırsanız eğer karşınıza iki taraf çıkacak. Yatırımcı neden Hazine ve Maliye Bakanı’nın liyakatinin tartışıldığı bir ülkeye parasını getirsin? Hazine ve Maliye Bakanı’nın liyakatli olup olmadığını araştırırsanız, yine iki taraf göreceksiniz. Yatırımcı neden ülkeyi yöneten kişinin önüne kanunen hiçbir engel konulamadığı ülkeye parasını getirsin? Şu anda devleti yöneten herhangi bir kişinin eylemlerine hukuken engel olmak mümkün değil. Yatırımcı neden Merkez Bankası’nın özerkliğinin tartışıldığı bir ülkeye parasını getirsin?

Tüm bu sorular toplum tarafından tartışılan ve sonuçları, siyasal kutuplaşmadaki yönlere çıkaran konulardır. Türkiye’de bir gün kurumsal bir yönetim anlayışı görebileceksek bile, bunun yine iktidarların politikasına alet olmayacak, kurumsal bir eğitim sisteminden geçtiğini düşünüyorum. Şair Ahmed Arif’in de dizeleri gibi…


“Gör, nasıl yeniden yaratılırım,

Namuslu, genç ellerinle.

Kızlarım,

Oğullarım var gelecekte,

Her biri vazgeçilmez cihan parçası.

Kaç bin yıllık hasretimin koncası,

Gözlerinden,

Gözlerinden öperim,

Bir umudum sende,

Anlıyor musun?”

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
Demokratya_Başlık.png

© 2020 by Demokratya

  • Instagram - Beyaz Çember
  • Facebook - Beyaz Çember
  • Heyecan - Beyaz Çember