• Ozan Çakır

Alamancı Suriyeliler

İzlediğimiz filmlerde dişleri eksik olduğu için Alamanya'ya alınmayan insanların hayatlarını gördük. Alamanya'ya götürülmek için kandırılan çiftçilerin hayatlarını da gördük. Bu o kadar gerçek geldi ki bazı insanlara...

Stokçular. Ellerini ovalayan şark kurnazlarının eline geçen margarini saklaması, günümüzde yeni yılda zam gelecek diye reyondan sigarları saklayanlarla kardeştir. Bizim toplumda bazı şeyler gerçekten hiç değişmiyor ne yazık ki. Kendimiz gibi olana nefret duymamızın, onu sömürmemizin ve onu bertaraf etmemizin yollarını, kendilerine bir yaşam biçimlendirmesi olarak kabul edenlerin var ettikleri.

İyice bastırılmış sıkıştırılmış renkli telefon kablolarına benzetiyorum bizi. Bir yol var çözülmek ve kurtulmak için. Rengini de biliyorsun aslında ama bizi toplum eden de o karmaşıklık olduğu için çıkmana izin verilmiyor ne yazık ki. Toplumsal baskı dediğimiz şey ne kadar bizi bir arada tutsa da sıkıştırmayı asla bırakmıyor. Annemin gülümsemesi ile uğurlandığım evimizin önünden ilerideki kahvenin önünde masaya konulmuş radyoya büyük bir konsantrasyonla yüklenmiş insanları gördüğüm zamanlara denk geliyor Alamanya’ya göç. O zamanlar daha biz çocukken, çocukların arasında level alman sahip olduğun oyuncakların Almanya’dan gelmesi refaransıyla sağlanıyordu. Çünkü demir arabalar Alaman çikolataları gibi yenilmediği ve Türkiye’de para ile alınamadığı için çok etkili bir delildi. Çocuklar arkadaşlarından da en çok bu arabaları çalarak kendi hikayelerini ve Alamanya'daki aslında var olmayan akrabalarıyla hava atmayı severdi. Gerçi ben hiç atamadım. Alaman arabası da çalamadım. Benim onu çamura saplanmış olarak bulduğumdan herkesin haberi vardı. Ona sahip olmak Alamanya’da akraban olduğu yalanıyla desteklenmediği sürece o çamurda bulunmuş bir demir ve tekerlekli arabadan ibaretti. Bir çocuk için oyuncak bile Alamanya ise büyükler için neydi?


İzlediğimiz filmlerde dişleri eksik olduğu için Alamanya'ya alınmayan insanların hayatlarını gördük. Alamanya'ya götürülmek için kandırılan çiftçilerin hayatlarını da gördük. Bu o kadar gerçek geldi ki bazı insanlara... filmde gördükleriyle gidip kendi köylülerini dolandırmaya başladılar! Alamanya'ya gitmeden Alamanya rüyası üstlerinden geçiyordu bu insanların. Yerle bir oluyordu insanların yaşamları. Nasıl olmasın ki? Oraya gittiklerinde çocukların arasında bile üstünlük referansı olacaklardı. Büyüklerin arasında nasıl bir referans durumu olduğunu küçükken fark etmem mümkün değildi ama cümle içinde Alamanya’nın geçmesi... cümle içinde geçmesi bile yeterli oluyordu!


Berlin Duvarının yıkılması bütün dünyada ses getirmişti. Alamanya için olduğu gibi değildi bizim ülkemizdeki durum. Çünkü bizim üzerimize surlar yıkılmıştı. O zamana kadar Alamanya’ya giden insanlar buradaki köylülerine, semtlilerine, hemşehrilerine oraya gelmeleri gerektiğini, işin çok olduğunu ve Alamanların hiç bizim insanımıza benzemediğini anlatıp duruyorlardı. Bu iyi Alamanların dışında Alamancıları ülkemize geri yollamak isteyen insanların duvarı da en az Berlin Duvarı kadar güçlüydü. Güçlüydü çünkü hem bizim toplumun canına kast ediyordu hem de inançlarına. Başka bir şehre gitmekle başka bir ülkeye gitmek arasında fark olsa bile yine de köy dernekleri kuruldu. Bizim oralı olamayacağımızı anladıkları için bunu yaptı insanlar. Hor görüldüler ve birbirlerine tutundular. Aşağılandılar ve birbirlerine tutundular. Çünkü geçim derdi bu ülkede de canlarına kast ediyordu. Orhan Veli şiirinde diyor ya “Ne yârdan geçerim, ne serden / ne denizlerden, ne gökyüzünden / ama bırakmıyor son gördüğüm / bırakmıyor geçim derdi”ni yaşıyordular orada. Hasret duydukları memleketlerine günümüzdeki gurbeçcilerin borsadaki euro durumuna bakıyor oldukları gibi bakmadıkları ortadaydı. Kim ister ki evinden ayrılmayı? Kim ister birlikte Alaman arabalarıyla oyun oynadığı arkadaşlarını terk etmeyi? Kim ister sokak arasındaki duvara adını yazdığı sevgilisini terk etmeyi? Biz ne kadar bunu istemediysek Alaman Hitlerci zihniyet de bizleri orada istemedi. Evleri yaktılar ve insanları öldürdüler. Şimdi Google'a Alaman ırkçıları yazınca istemediğiniz kadar olay görmek mümkün. Alamanya'ya gitmek bile yaşatamamış insanımızı ne yazık ki.


Alamanlar konuşmaya başladılar tabii o zamanlarda. Türkler evine gitsin kampanyaları düzenlerken bir yandan da eylemlerine devam ediyorlardı. Biliyorlardı ki onlar hem bizim dinimizden değil hem de bizim ırkımızdan değil. Bu şekilde yapılacak siyasetin de rengi ortaya çıkarak Alamanya'nın Siyasal Hıristiyanlığını doğurmakta hiç zorlanmadı. Öfkeleri günbegün artıyordu. Çünkü gelişmekte olan bir Alamanya'nın kendisini geliştirememiş ırkçı bir düşüncenin kalıntılarıyla da boğuştuğunu düşünüyorum. Berlin Duvarına değinmemin temeli de buydu aslında. Evlerinin içine girmişti bir başkası. Mutfağından yemek yiyor, yatak odasında yatıyor ve sobasında ısınıyordu. Çocukları ile okula gidiyordu çocukları, aynı marketten alışveriş yapıp aynı sokaklarda yürüyorlardı. Hasta olduklarında aynı hastaneye gidiyorlardı ve tüm bunları yaparken de onların inandıkları dine inanmıyorlardı. Bunu nasıl kabul edebilirdi ki bu ırkçılar?


Ben de farkındayım biraz tanıdık geldiğinin!


Ama gelmesin. Biz daha kötüyüz. Bizim gibi olandan nefret ederiz biz. Savaştan kaçmakla geçim derdinden kaçmak arasında hiçbir fark yoktur. Hatta tek bir ortak nokta vardır.

Ölürsünüz.


*Bu makalede yer alan fikirler yazarın sorumluluğundadır ve Demokratya'nın yayın politikasını temsil etmeyebilir.

0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Akşam Pazarı

Sokağın tozunu yutanların koşuşturduğu bir meslek olan işportacılık da fahişelik kadar kadim bir iştir. Ticaretin günümüzde uluslararası ...

Demokratya_Başlık.png

© 2020 by Demokratya

  • Instagram - Beyaz Çember
  • Facebook - Beyaz Çember
  • Heyecan - Beyaz Çember