• Ozan Çakır

Akşam Pazarı

Pilavcıdan işgaliye aldılar. Pilav da yediler. Kaçak sigaracıdan sigara alıp görmezden geldiler. Seyyar manavlardan haftalık erzakını da almayı ihmal etmediler. Bu böyle devam ederken bir atın kanını emen at sineğini kovmaya atın kuyruğu yetmemeye başladı.



Sokağın tozunu yutanların koşuşturduğu bir meslek olan işportacılık da fahişelik kadar kadim bir iştir. Ticaretin günümüzde uluslararası boyutuna evrimleşmesinin ihtiyaç temelli bir pazar hali...

Elinde olanların buna ihtiyacı olanlarla kendi ihtiyacının takası üzerine seyrederken yük hafifletmek amacıyla kullanılan paranın da araya sıkışmasıyla evrimleşemeye başlayan, günümüzde de e-ticarete kadar uzanan kendi varlığını bulunduğu yerin üretimine göre güçlendiren bir duruma gelişi...

Eski zamanlarda eskiciler, macuncular, sütçüler, yoğurtçular, bozacılar, salepçiler hayatımızın işleyişi içerisinde normalleşen şeylerdi. Küçük devletçilik oynayan belediyeler için de "devlet dükkan sahibinden vergi alıyor ama işportacılardan vergi alınmıyor" haklılığıyla "işgaliye" tüzüğünü çıkararak kendisine bir gelir kapısı da açmış oldu. Durumun ehemmiyetiyle alınan paralar zabıtaların vampirleşmesine bile sebep oldu diyebiliriz. Düzeni sağlamayı boyacı çocukları dövmek olarak algılayan ve giyindiği üniformanın içinde insanlığını kaybedip devlet otoritesini şah damarı olarak benimseyerek işportacıların kanlarını emmeye başladılar.

Pilavcıdan işgaliye aldılar. Pilav da yediler. Kaçak sigaracıdan sigara alıp görmezden geldiler. Seyyar manavlardan haftalık erzakını da almayı ihmal etmediler. Bu böyle devam ederken bir atın kanını emen at sineğini kovmaya atın kuyruğu yetmemeye başladı. Devletin üvey çocuklarının unvanları da atın kuyruğunu geçecek kadar değildi ne yazık ki. Bir bürokratın işportacılık yaptığını görmeyi gerçekten çok isterdim. O zaman belki de Voyvoda hiçbir zaman kazıklı olamayacaktı.

Bir öğretmen okul dışındaki sosyal yaşantısında da öğrencilerle belli bir saygınlıkla ilişkilerine devam edebilirdi. Zabıta bütün işportacıları tanıdığı halde üniformasını çıkardığında görünmezdi.

Kendi yaptığım tabloları Kızılay Akşam Pazarında satmaya başladığım zamanlarda öğrendim işportacılığın ne demek olduğunu... Yıllarca sokaklarda çalıştım. Akan bir kalabalık önünden geçerken birisinin dönüp tezgahınla ilgileniyor oluşu insana büyük bir keyif veriyordu. Birçok insan tanıdım. Birçok dostluk kurdum. Zamanla bu bir iş olmaktan çıktı aslında. Evde koltukta otururken sokaktaki salonunda arkadaşların bağdaş kurarak sana eşlik ediyor oluşu gibi keyifli bir hale dönmüştü. İşportacılar arasındaki alışverişler de kârsız, "ben bu fiyata alıyorum. Senden de kar alacak değilim"e evriliyordu. Sokaktaki insanlara iki liraya çay satan sokak işçileri, bizi kendileri gibi bildikleri için elli kuruşa deviriyordu karton bardaklara termoslarını. Bizlerden önceki işportacıların zabıta ve belediyelerle mücadelelerinden dolayı işgaliye bile vermiyorduk. Hatta bana "Sen kendin üretiyorsun. Devlet bile evinde ürettiğin hiçbir şeyden vergi almıyorken belediye kim oluyor?" diyerek beni epey motive ediyorlardı. Sadece büyük şehirlerin meydanlarında değil, otostopla seyahat ettiğim zamanlarda da işporta kurmaya devam ederek, üreterek kazanmaya devam ediyordum. Şehre tekrar döndüğümde işportanın kaldırıldığıyla ilgili birkaç duyum alarak yanımda tezgah açan diğer işportacılara ulaştığımda "burada uyuşturucu satıyorlar gerekçesi ile bizi kaldırdılar" dediler. Birçok farklı ideolojilere sahip olan insanlarla toplantılar yapmaya başladık. Eylem bilinci olmayan ve tek derdi ailelerinin hayatını sürdürmek olan insanlarla birlikte polis engellemeleri içerisinde eylemlere başladık. Artık gerekirse işgaliye verebileceğimizi bile söyleyerek belediye başkanlarına çıkmaya çalıştıksa da "valilik izin vermiyor, bizlik bir durum yok" bahanesiyle görüştürülmedik. Siyasi partilere ve meclisteki parti toplantılarına kadar götürdük meselemizi. Fark ettik ki bizi oyalamaktan ötesine geçemiyordu bu durum.

Gazetelere röportaj vermeye başladık. Aynı anda polis kortejinde protestolara da devam ediyorduk. Birçok yerden desteklendik. Hatta şu yazımı şarkıcı Ezhel bile paylaşmıştı: "Torbacılık yapıyoruz, görüyorsunuz. Tabi bu Ankara’da işportayı kaldırmak için söylenen bahanelerden birisi. Sokaktan geçerken aşağıladığı insanlara tiksinircesine bakarak yüzünü ekşiten bürokratlara yalakalıkta Nirvana'ya ulaşan kamu görevlisine devlet otoritesini arkasına alarak emekçinin emeğin ne demek olduğunu bilmeyen insanların sebep olduğu bir durumla karşı karşıyayız. Devlet dairesinde sıcacık kaloriferlerin hemen yanında ki insanlar için devletin sırt çevirdiği özel sektörde zincirleri ile kölelik yapanlar için yasalarınız. Ve devletin üvey çocukları olan seyyahlar, işportacılar, bizler... Azınlıkları görmezden gelmek de en büyük politikanız. Azınlıklar size para kazandırmadığı için belki de. Ankara'da ve tüm sokaklardaki işportacılar patron azarı yememek için soğuğun, rüzgarın, ayazın, güneşin dayağını yemekten çekinmeyen insanlardır. Sistemin içinde olup var olma çabası güdenlerdir. Sokakta ayakta duruyor olmanın duygusunu anlayamayan burjuvaya direnmekten ötedir verdiğimiz kavgamız"

Çevre esnaf için bile bizim Akşam Pazarımız kalabalığın akıp gitmesine engel oluyordu. Hatta kendileri bile Akşam Pazar tekrar kurulsun diye imza toplayıp vermişlerdi bizlere. Pazarın Halkçı tarafını da çok seviyordum. Mağazada gördüğü bereyi alamayan bir öğrenci için işporta bir alternatifti. Çocuğuna mağazalardan oyuncak alamayan bir baba için de öyle. Pahalı markalı makyaj malzemelerini alamayan kadınlar için de... Hatta akşam pazarında müzik yapan grubun çevresini saran insan yumağı ile birlikte göbek atarak sokağa bir panayır havası katması bile çok güzeldi. Bu pandemi yüzünden bizim de direnişimiz yarıda kaldı ne yazık ki. Umarım her şeye tekrar geri dönebiliriz.


*Bu makalede yer alan fikirler yazarın sorumluluğundadır ve Demokratya'nın yayın politikasını temsil etmeyebilir.

0 yorum