• Burhan Mutlugöz

Adalet Cimcoz: Ada, Fitne Fücur ve o tanıdık ses (II)

En son güncellendiği tarih: May 26

Dünkü yazımızda Adalet Cimcoz'un dedikodu köşesine, sanat galerisine ve MİT ile ilişkisine dair söylentilere kısaca değindikten sonra bugün kaldığımız yerden devam ediyoruz.



Kocası Mehmet Ali Bey'e çok değer veren Ada, eşinin okumasını çok istediği Kafka'yı Türkçeye çeviriyor. Bu işte zamanla o kadar ustalaşıyor ki birçok yabancı yazarı Türkçeye ilk o çeviriyor. Yaşamı boyunca Knut Hamsun, Franz Kafka, Bertolt Brecht, Max Frisch gibi yazarların da arasında bulunduğu otuza yakın çeviri yapıyor. En gözde yazarı Kafka. Tiyatroda ise Brecht. Kafka'nın "Milena'ya Mektuplar" çevirisi Türk Dil Kurumundan en iyi çeviri ödülünü alıyor.


Çevirilerinin yanı sıra dedikodu yazıları yazmaya devam ediyor. Dostları bu yazma işinden vazgeçmesini söyleseler de o buna hiç aldırış etmiyor. Kendine göre hem çok eğlenceli hem de insanların iki yüzlülüklerini eleştirebilecek bir iş bulmuştur. Eşi Mehmet Ali Bey´e bile bu konuda ısrar edenler olacaktır. Fakat karı koca arasında birbirlerinin işlerine asla karışmama kararı vardır ve her iki taraf da buna saygı gösterir. Bu bile Ada'nın o zamanlardan hak ve özgürlüklerini ne denli koruduğunu gösterir bize.


Bazı yazılarında dönemin ortamına da şahit oluruz. Bir yazısında bir kokteylden bahseder:


Bir köşede Yahya Kemal yeni şiirinden dizeler okuyor. Etrafında toplananlar arasında Nurullah Berk ve yıllar sonra ondan ayrılıp Nazım´la evlenecek olan karısı Münevver de var. Başka bir köşede Ahmet Hamdi Tanpınar, elinde içki kadehi, etrafında güzel ve şık kadınlar... Münir Nurettin'in sesi ve Yahya Kemal’in şiirleri ile parti gecenin geç saatlerine kadar sürüyor.

Bazı yazılarında ise sadece moda ve dedikoduya eğiliyor. Kolay kolay beğenmiyor hiçbir şeyi. Sert ve alaycı bir tavrı var. Bazen de yazılarını Maya için kullanıyor. Bir sergide İş Bankası 500 liralık bir resim alır. Ada İş Bankasını bir numaralı sanat dostu ilan ettiği yazısını "Ey Ziraat Bankası sen nerelerdesin?" diye bitirir.


Bu şekilde Maya galerisi beş yıl boyunca ayakta kalabilir ama aslında Adalet Cimcoz´un toplumsal belleğimizdeki yeri sinema sayesinde olacaktır!


İlk dönem Türk filmleri sesli çekilirdi. Fakat sinemanın nerdeyse halkın tek eğlencesi olduğu, büyük starların yılda 10-12 filmde oynadıkları, şehirlerin artık kalabalıklaşmaya başladığı yıllarda filmleri sesli çekmek hayli maliyetli ve zahmetli oluyordu. Örneğin Türkan Şoray yılda 10 filmde rol alıyor, setten sete koşuyordu. Bu arada Şoray gibi starların filmlerini seslendirmelerine vakit kalmıyordu. Bu yüzden stüdyolar çoğunlukla Jeyan Mahfi Ayral, Nevin Akkaya, Abdurrahman Palay, Hayri Esen gibi seslerini iyi kullanabilen tiyatrocuları seslendirme stüdyolarına alıyorlardı ve bu "ek iş" zaten az para kazanan tiyatroculara bir "ek gelir" sağlıyordu. Yeşilçam'ın en parlak dönemlerinde, yani seyirci sayıları 25-30 milyon olduğu yıllarda örneğin Jeyan Mahfi Ayral'ın ya da Adalet Cimcoz'un birçok ünlü oyuncuyu aynı anda seslendirmesi halkı adeta hiç rahatsız etmiyordu.


Cimcoz'un ağabeyi Ferdi Tayfur dönemin ünlü isimlerindendir. "Sayısından kimsenin emin olmadığı" kadar çok yabancı dil biliyor. Üstelik bildiği dillerden anında çeviri yapabiliyor. Bir şekilde sinema sektörüne girmiş dönemin entelektüel, yakışıklı ve hızlı çapkınlarından. Türk Sinemasının ilk dublaj ustası olarak kabul edilir. Bu konuda çok maharetlidir. Örneğin Laurel/Hardy filmlerinin sahnelerini dublaj odasında bir kez izler, replikleri anında çevirip, bazen annesinin bozuk türkçesini taklit ederek bir kerede kayda alır. Bazı özel davetlerde Lorel/Hardy ve Arşak Palabıyıkyan taklitleri yapacağı gazetelerden duyurulacak kadar da popülerdir aynı zamanda. Tayfur eşi Melek ile birlikte İpek Film Stüdyolarında seslendirme yapıyor. Melek bir gün rahatsızlaşınca kardeşi Adalet'i çağırıyor ve Ada o gün ilk kez yabancı bir filme dublaj yapıyor. İlk seslendirdiği film King Kong. Aslında o yıllarda sekreterlik ve çevirmenlik yapıyor ama seslendirme işini o kadar seviyor ki işinden ayrılıp kendini tamamen dublaja veriyor ve o kadar iyi dublaj yapıyor ki yanındakiler onun her filmde başka bir kişiliğe bürünmesini, her role ayrı bir üslupla yaklaşmasını hayretle izliyorlar. İlk zamanlar üç lira olan yevmiyesi kısa sürede otuz liraya yükseliyor.


İlk zamanlar çoğunlukla yabancı filmleri seslendiriyor. Yeşilçam sinemasının hızla yükselmesi ve dünyada en fazla film çekilen ülkeler arasına girmesiyle birlikte hemen hemen tüm kadın starlara sesiyle hayat veriyor. O kadar çok seviliyor ki izleyiciler bu buğulu, çapkın, cilveli ve güzel sesin sahibesini çok merak ediyorlar. Ada'ya yüzlerce mektup ve telefon gelmeye başlıyor. Her ne kadar başlarda sevenlerini görüntüsüyle hayal kırıklığına uğratmak istemeyip Türkan Şoray´ın güzelliğiyle anılmak istese de zamanla bu kompleksini yenip hayranlarına imzalı fotoğraflarını gönderiyor. Dublaj sektöründe çok saygın ve sevilen biri. Geç kalmaya, seslendirme yapan sanatçıların sarımsak yemelerine, içki içmelerine, ağız kokusuna hiç tahammül etmiyor ve yeri geldiğinde iş arkadaşlarını herkesin önünde paylıyor. O denli disiplinli ki çok sigara içmesine rağmen seslendirme yapacağı günler stüdyoda asla sigara içmiyor. Çok yoğun çalışıyor ve radyo temsillerinde de bulunuyor... Seslendirme dışında dönemin nerdeyse tüm aydınlarıyla yakın ilişkilerde oluyorr ve evi hiç misafirsiz kalmıyor.


Atıf Yılmaz anılarında bu durumdan şöyle bahseder:


Adalet dönemin dublaj kraliçesiydi… Yerli filmlerin bütün kadın starları kendilerini Adalet Hanım'ın seslendirmesini istiyorlardı. Böylece oyuncuların yüzleri, davranışları, karakterleri sürekli olarak değişiyor ama sesleri hep aynı kalıyordu. Cimcoz'un olağanüstü tonlamasıyla söylediği bazı cümlelerin dillere pelesenk olduğunu hatırlıyorum. Kuşağının en kültürlü ve kişilikli kadınlarından biriydi. Brecht'in Türkiye’de henüz pek tanınmadığı dönemlerde yaptıgı Brecht çevirilerini hatırlıyorum...

Teşhisi çok geç konmuş kanser hastalığına yakalanması hayat enerjisinden hiçbir şey almıyor Ada'nın. Bir seyahate çıkıyor önce. Tüm dostlarıyla gidip kucaklaşıyor. Hiç kimseye bir şey söylemiyor. Hastaneye yatıyor sonra... Sürekli kilo veriyor ve acılar içinde kıvranıyor zaman zaman.


Hastaneye yattığı günlerde baloya gidecek olan hemşirelerin makyajlarını kendi elleriyle yapıyor. Hasta yatağında daktilosunu kucağına alıp çevirilerinin düzeltmelerini yapıyor. Ziyaretine gelen birisi ona "Adalet'ciğim çok iyi görünüyorsun bugün" dediğinde "Saçma sapan konuşmayın lütfen. Görmüyor musunuz? Ölmek üzereyim" diye tersliyor. Hala dinç, çalışkan, meraklı kalmayı başarıyor ve sözünü esirgemeden sevmediği insanları paylıyor. Mehmet Ali Cimcoz dayanıklı kalmaya çalışsa da yakın dostlarına "Artık sinemaya gidemeyeceğim. Sinemayı bana o sevdirdi. Sesiyle filmlerde yaşayan Ada artık ölüyor“ diyecektir.


Sayısız filme sesiyle hayat veren, yüzlerce karakteri canlandıran, bir neslin belleğinde onca aşk sözcükleri, kahkahası ve ağlamasıyla yer edinen Adalet, artık gün be gün erimektedir.


13 Mart 1970'de göçer bu dünyadan Adalet Cimcoz. Toprağa verildiği gün radyodan sesi yankılanır hâlâ tüm Türkiye'de...


*Bu makalede yer alan fikirler yazarın sorumluluğundadır ve Demokratya'nın yayın politikasını temsil etmeyebilir.

0 yorum